31 Mayıs 2016 Salı

Ayrılığın Yarım Kalan Anatomisi

Her kuş zamanı geldiğinde uçması gerektiğini bilir. Küçük bir kanat çırpışı, dünyanın sonsuzluklarını tatmak için gereken büyük bir cesarettir. Bir çırpınış, onlara ya pes etmemeyi ya da düştükleri yerde ölümü beklemeyi öğretecektir. Biz insanlarda ise böylesine cesaret gerektiren olaylar karşısında çoğu kez bir kurtuluş hayali vardır. Peki, bu kurtuluşu sağlayacak olan şey nedir? Kendi içimizde, derinlerimizde bulduğumuz bir güç mü? Yoksa zavallı bedenimize uzanmasını düşlediğimiz bir el mi? Bunun cevabını kim verebilir ki. Hayatta tek yaptığımız, cevaplamaya bile cesaretimiz olmadan tonlarca soru sormak.

Aslında tam da bu kısım, hayatı güzelliklerinden çok zorlukları ve zalimlikleriyle görmekten gelir. Zaten kim dünyanın en mutlu insanıyım diyebilmiş ki? Nitekim en mutlu insan benim diyenler bile, içinde bulunduğu yaşın ve yaşanmışlıklarının peşinden sürüklediği binlerce çöp taşır. Peki, hepsi bir yana sevdiğiniz insanın gözünde bir ilah haline geldiğiniz o anda; size kalan tek şey sizin için biriktirdiği çöplerinden arta kalan yalnız bir ruhtan başka bir şey değildir.

Ah siz, zavallı siz! Değer verdiklerinizin, duygu ve düşüncelerini kendinizi hiçe sayarcasına önemseyen siz.
Hayattan soğuyup, uzaklaşacağınızı hissettiğiniz o geçmiş anlar yeniden kapınızda. Üstelik kilidi kıran kişi; anahtarı sonsuz bir derinliğe fırlatmış gibi.
Yalnızlık ve bitkinlik...
Ne yapacaksınız? Geri dönüp baktığınızda bir sürü hata ve pişmanlık. Böyle ilerlemeye devam edece misiniz. Yoksa hepsine bir son verip bu sıkıntılı ruh çatlatan depremlere elveda mı diyeceksiniz. Kimsenin size "üzülmeyin geçecek!" demesine aldırış etmeyin. Bir gün elbette olup bitenlere aldırış etmeyeceğiz. Çünkü ya sevdiklerimiz ile devam edecek gücü bize geri verecekler ya da alışmışlığın getirdiği o acıya umursamazlık etmeyi öğreneceğiz. O günler gelene kadar alınacak en güzel tavsiye, sıcak bir duştan sonra her şeyi geride bırakacağınız derin ve mutlu anıların olduğu bir uykuya dalmak.