3 Ocak 2017 Salı

Köklerimizden

"Zihnin masasında tartışılan en net konuydu -Şimdi yumurtadan yeni çıkmış dinazor, hayata neden küfrediyor ve tüm yasaklı kelimeleri duvardan aşağı atıyor-"

Yaprakları buz tutmuş ağacın sessizliği tüm ormanı sardığında, düşünceler bin bir ağız dolusu gürültü çıkartıyordu. Esen rüzgar ısırırken gövdesini, umutsuzca baharın dökümünü bekliyordu. Bağlandığı ve beslediği, bu zamana kadar özenle baktığı yapraklarından kurtulmayı diliyordu. Nedendir bilinmez ama bekliyordu sadece. 

Yapraklar çok şey öğretmişti ağaca ve köklerini daha sıkı salmıştı toprağa. Güvenebileceği tek yer yani yaşam kaynağı verimli bir topraktan başkası değildi. Yapraklara öğretiyordu kudretini, bazense sadece bir ağaç olduğunu unutuyorlardı yapraklar. Sadakatle bağlandıkları dallarında, huzurun eşiğinde toprağa yeniden karışmayı bekliyorlardı.

Ve ağaç öğreniyordu, aslında toprağın verimini yine kendisinin sağladığını.  Her geçen gün daha da sıkı bağlandığı toprağa onu terk etmediği için şükrediyordu. Zaten ağaç ne kadar eğilirse eğilsin, toprak her zaman gövdesini yüceltmeye ant içiyordu.

İkisi de birbirinden eşsiz ve bir o kadar da aynıydı. Ve bunu yok etmeye çalışanlara Spinoza;

"İnsanlar bize zarar verdikleri için değil, yaptıkları haksızlıklarla ruhumuzun ışığını söndürüp içimizdeki kötülüğün başkaldırmasına sebep oldukları için korkunçlar..." 

demiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder