9 Şubat 2017 Perşembe

Günleri Karalamak 1

"Derin sonunda dayanamayıp, kopardığı papatyalardan bir tanesini kitabının arasına yerleştirdi". 


Acımalarından yavaş yavaş sıkılmaya başlamıştı. Yüzünü nereye dönse gözlerini belertmiş boş bakan insanlarla doluydu çevresi. Annesi ise hala İzmir'e geri dönemediği için ağlamaktan başka bir şey yapamaz hale gelmişti. 
Yıllar önce ona arkasını dönen oyuncular bile hayatının merkezi olabilmek için bir yarıştaydı.
Derin ise ölümü, sindire sindire soluyordu. Yaşamaktan vazgeçmek değildi yaptığı, sadece her şeyden ve herkesten uzakta kalma fikri kanına girmişti bir kere. Yazın ortasında üşüyen bedeninin, umarsız çırpınışları arasında telefonu çaldı.

-“Hayatım, nasılsın?” dedi. Arayan tabi ki aşık olduğu insandı, Doruk..  Ve saat neredeyse 10 buçuk olmuştu bile.

-“İyiyim, sen nasılsın?”

-“Yarım saat sonra yanındayım, bugün uzun bir gün olacak. Bekle beni... Seni seviyorum.” dedi Doruk.

Derin ise sadece onaylar bir homurtuyla telefonu kapatıp, battaniyenin altına geri döndü. “Seni seviyorum” kelimesinin güzelliği ve altındaki maske o kadar yalancıydı ki. Aylar önce duymak istediği sözleri, neden bu halde duyuyordu ki?

-“Derin ! Uyandın mı?” Eylül’ün sesiydi bu. Can yoldaşı biricik arkadaşı, en çokta onu bırakıp gidecek olmak yakıyordu içini. Ama bu sancılı zamanları  unutturamazdı artık, çok geçti ve bunun pişmanlığıyla doluydu kalbi.

-“Odamdayım, Doruk aradı yoldaymış.”
Koşarak yanına geldi Derin'in, yatağının kenarına oturdu;

-“Bu sabah sana kahvaltı hazırlayamayacağım için çok üzgünüm ama başka istersen getirebilirim.” dedi.

-“Şuan sadece seninle konuşmak istiyorum” dedi Derin. Eylül'ün, alnına uzanan elini tutarak.

-“Tek kelime etme ve beni dinle lütfen.” dedi ve onaylayan gözlerinde bir dolu hüzünle yanıma uzandı.

-“Bu kimse için bir son değil sende biliyorsun ve…”

-“Derin böyle başl..”

-“Anlaşmıştık ama” derken birden kalktı Eylül.

-“Bu konuda seninle sonsuza dek anlaşamayacağım! Kusuruma bakma, hadi üstünü değiştir şimdi. Her şeyi hazırladım.” dedi ve odadan hızla çıkarken, yarım kalmış sözleri kendi kendine dalgacı bir ses tonuyla tekrarladı.

Yataktan yavaşça kalkarken, midesinin gereksiz bulantısına ilan ettiği şarkıyı mırıldanarak geçmesini umut ediyordu. Aynanın karşısına geçtiğinde kendine baktı, "Bu ben miyim?" diye sorarak, rüzgarı hayal etti, tenine değip geçen serinliğini. 
Artık üşümüyordu, içini bir sıcaklık kaplamıştı bile. Karşısında aşık olduğu adamın gözleri duruyordu, derin kahve bakışları ile;

-"Kartanesi hala giyinmemişsin" dedi Doruk, oysa odaya girdiğini bile fark etmemişti hayallerin arasında verdiği soluklarda. 

Çirkin bulduğu tenini sevdiği adamın gözlerinden saklayabilmek için tüm gayretiyle yatağa attı kendini. Gözlerinde gördüğü ışıktı bu biliyordu çünkü hikayesi ya böyle başlayacaktı ya da sonsuza kadar sevgiyle anılarak burada bitecekti. İşte o zaman anladı ki artık hiç bir başarıyı sevinçle karşılayamıyordu. Bundan sonra da en büyük başarısının sevdiklerine daha çok acı çektirmeden önce ölmek olacağını hayatın kulağını fısıldıyordu. 

Tek korkusu sevmeyi unutmaktı ölünce, sevecek bir şeyler kalmayacaktı yanında. Yüzünü bir gülümseme aldı tam da o anda çünkü sevmeyi değil ancak sevilmeyi bir zorunluluk yapan bu hastalıklı bedenini geride bırakacaktı.

Sevdiği adama hiç bir şey söylemeden çantasını toparlamaya başladı ve tek solukta kendini güneşin altına, çiçeklerin arasına attı...

2 yorum:

  1. Bir solukta okudum. Umarım devamını yazmayı düşünüyorsundur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim umarım yakın zamanda devamını karalayacağım ☺

      Sil