16 Şubat 2017 Perşembe

Günleri Karalamak 2

"Son sözlerinden sonra artık baş etmek istemiyordum. Ne sesini duymak beni rahatlatabilirdi ne de yüzünü görmek. Olduğum gibi sevememişti beni ve ben buna katlanacağım günleri şimdiden bir köşeye atıp, iyileşmek istiyordum. İyileşmek demişken, o zamanlar hasta olduğumu bilmiyordum bile..." diye sonlanan günlük yazısını, gözlerinden yaşlar dökülürken okudu Derin. 

-"O zamanlar hasta değildim ya..." diye sayıkladı içinden. Bir başına sırtında çantası, küçülen bedenine acıyarak bakan gözleri umursamadan bir sigara daha yaktı. 

Şimdi geriye kalan tek şey kılıç kadar keskin gerçekler ve yüzleşmesi gereken bir ölüm sessizliğiydi. Aylardır kafasını kaldırıp bir kez bile gökyüzüne bakamamıştı belki de bakmak istememişti. Çünkü sevdiğinin yüzü kalan ömründe görüp görebileceği en güzel gökyüzü manzarasıydı onun için. Gel gelelim ki acıları bir kenarı itmeyi çoktan öğrenmişti. Sevginin sahtesini mor ışıklar olmadan da anlayabiliyordu artık. Ne eski günleri geri getirmenin peşindeydi ne de gelecekten güzel bir gün yakalamanın. 

Denizin, yaz sıcaklığında içini ferahlatan kokusunu bir daha hiç alamayacakmış gibi içine çekti ve sigarasının elinden düştüğünü fark etti. 

-"Koyverdim be dünya hadi şimdi gel ve beni yen. Sana demiştim hayatta başaracağım en güzel şey olacak ölüm diye. Tüm hücrelerim teşekkür edecek bana, zorla yanımda kalmaya çalışan kalpler huzura kavuşacak ve perde büyük alkışlar eşliğinde önümde kapanacak." dedi martıların süzülüşünü izlerken. 

Derin için çok büyük bir acıydı ayağa kalkamamak, bunu da en iyi babası anlardı. Sonra durup düşündü;

-"Annesinin kaderi... Sahi neydi ? Evet baba biliyorum, kızınaydı..."

Aslında sorunlu bir çocukluk geçirmemişti. Ne annesine ne de babasına bir öfke beslemiyordu ve her şeyden önemlisi hesaplaşması gereken kişi de, kendisi değildi. Babasının, kendisini ne kadar çok sevdiğini herkesten daha iyi biliyordu başta. 

Etrafında olup bitenleri hatırlayacağı yaştaydı ve babasının sorumluluktan kaçmak istediği zamanları, çivilerle kazımıştı odasının duvarlarına. Annesini görüyordu ve babasının kapıyı çekip gidişini kabullenemiyordu bir türlü. İlk günleri çok zor geçiyordu. Özellikle, saatlerce odasından çıkmayan bir annesi vardı artık. Kilo vermiş, yatak odasının duvarlarını yazılarla doldurmuş. Sigara dumanından çoğu kez göz gözü görmeyen bir hüzün yuvasına dönmüş bir odadan çıkmayan annesi...

Geçmişi düşünmek acısına acı katmıyordu artık. Çünkü ne olursa olsun ailesini hala çok seviyordu ve içten içe annesi ile babasının da hala birbirlerini sevdiklerini ve birbirlerine diğer herkesten daha çok değer verdiklerini biliyordu. Çünkü annesinden duyduğu en güzel cümlenin, çoğu kez babası adına söylenmiş olduğunu biliyordu; 
"Bir kez olmadı diye pes edecek değiliz ya, kafanı kaldır ve gökyüzüne bak Derin. Kim nereye giderse gitsin, sonsuz umutlarla aynı gökyüzünü paylaşmaya devam edeceksin."

O zamandan beri biliyordu aslında, harcanıp giden hayatlar değil duygulardı herkesin bir bekleyeni vardı. Annesiyle kendisinin ise beklediği...
Ve zaman yine tekerrür etmeyi başarmıştı bir şekilde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder