25 Ekim 2017 Çarşamba

Alışıyorlar

Bazen ağlayasım gelir mahvolan 2 seneme. Gidenlerin ardından değil artık. Kendim için doldururum kadehleri benim için, için derim. Tüm sıkıntılar gömülür, toprağı kurumuş çiçeklerin dibinde.

Bazen gülesim gelir yaptığım her deliliğe. Yapılanlara değil artık. Kabul ediyorum seyrek sancıların olduğu gecelerde melankoliye bağlamayı. Kötü alışkanlıklardan uzak durmayı başarabiliyorum. Alkol ve sigara hariç (!)

Yağmur yağarken, camın ucuna oturmuş ruhumla serinliği içime çekerken izliyorum geçmişi, geleceği hatta çoğu zaman şimdiyi. Çoğu dolunaylarda kendi kendime konuşuyorum. Anlatasım gelmiyor, gülüp geçiyorum.

Doğum günümde yine sarhoş olamamış bir şekilde, parmağımı adamın burnunun ucuna uzatarak "Hepimiz terk edildiğimiz için mi buradayız?" diye sorduğumu hatırlıyorum. "Terk edildiğimiz için değil, kendimizden şüphe ettirildiğimiz için." dediğini duyuyorum. Şimdi sarıl.

İki haftadır kesinleşecek yalnızlığıma hazırlıyorum kendimi. İlk defa ev çok fazla dağılmadı sanırım alışıyorum.


17 Ekim 2017 Salı

Çarpık



Güzel adamın kalbinden, araba ile kaçar gibi vazgeçmiş. Çarpık kentin gürültüsünde yerlere serilmiş hayalleri. Korkulardan saklanırken, dudaklarında bulmuş kendini. Biraz alkol, biraz kafası güzel "Atilla ilhan verirken ilham."

İsmine şiirler dökülmüş ay yüzlü kızın. Hepsinden kaçmış, karanlığa düşmüş ardından. Yanarken kalpleri, sen sön demiş üstadı kalemin.

Dumanlar sararken, ruhunun en aydınlık parçasını. Şarkılar, şişeler açtırmış, ateşler içinde parlayan gecede. Derin duygularına özlem duyarken, arkasını dönmüş serin serin akan boğaza. Sevmek için değil, sevişmek için açmış bedenini gözlerini kaparken.

Asla bakamazmış gözlerine, o gecelerde kapanırmış telefon. İçmeden karartamazmış ruhunu, vazgeçemezmiş benliğinden. Zaten geçmeli mi diye kararsızlıklar içinde girermiş yatağa. Başka kollarda hep aynı türküyü tuttururmuş rüyaları. Bu kez "beni" demiş, "beni yerlerde göklerde ararlarken..." nerede bulacağını bilemezmiş. Yağmurlu gökyüzüne dargınmış bir kere. Neden bir kere bir sıfırdan başka yön bulamazmış.

Eski günlüğüne dalmış için için. "Bitsin istiyorum ama sevgimden terk edemiyorum" karalıymış sayfalarca. Nereden bilebilirmiş sonunda zaten gideceğini, sadece giden taraf o olmak istememiş.

Napalım şimdi varsın diye yaşamayalım lan ha !

4 Ekim 2017 Çarşamba

Sonbahar

O akşam sırf makarna yapabilmek için, büyük bir sorumluluk alarak soğuk ve yağmurlu gökyüzünün çekim kuvvetine kapıldım. Yürüyeceğim yol sadece 5 dakikamı alabilirdi benden, bense 1 saatimi verdim uğruna. Sorsalar "neden?" diye. Kağıda dökemediğim hikayelerimi zihnimle münakaşa ettirmem gerekiyor, cevabını verirdim.

Sonra bir bakış tüm acıların toplamı kadar, ne fazla ne de eksik. Bir kutunun içine koysalar gözlerimi, bir ömür yetecek kadar çok hikaye anlatır bu sonbaharda. Ortaya çıkan film senaryosu ise şahane olur, oyunculuklar sıradan ama görüntüleri de bir o kadar destan yaşatırdı.

Su gibi akıp gitti zaman, elimi rafın en arkasına doğru uzattım. Yine ölüm takıldı düşüncelerime, bir kaç saniye de boş market raflarının önünde kaybettim. Aslında çok gizli bir formülüm vardı hayatımdan çalınan zamanı yerine koymak adına. Dünya denilen küre dönmeye devam ettikçe ve çocukların gülüşleri kuşak gibi sararken dört bir yanını, gitmekle kalmak arasında dans eden ruhlar. Hepsini kara tahtada sağlama işlemine soksak formülün izleri ancak çıkardı ortaya.

15 Ağustos 2017 Salı

Düşünme Kaybolursun





Size uzaydan, insanlıktan çok uzakta bir yerlerden sesleniyorum. Bu kez gelişi güzel bir sunum var karşınızda. 6-7 aydır uzak durduğum bay joebrown ile bir moda gecesinde buzları erittik. Yanan ciğerler değil şenlenen mideler oldu. Bu sırada 4 kafadar, kalbin sırrını çözdük. Unutmaz geçmiş anıları ama acısı azalırmış, bazı fısıltılar öyle olduğunu söyledi rüzgar yardımıyla.

Hayat, kendi başına kaldığın zaman seni daha güçlü yaparmış. Kimseye ihtiyaç duymamak, kendi ayakların üzerinde dim dik durmak. Farklı hayatlar keşfetmek. Bazı geceler sokakta sabahlamak, cebinde kalan son 5 lira ile saatlerce eve yürümek. Zorlukla atlattığın dönemleri, nasihat edercesine olgunlaşarak anlatabilmek. Ölümün kolaylığından nefret edip yaşamanın zorluklarına inanmak. Daha başaramasam da her şeyden önce kendini sevmek.

Neyse;

Artık yazı yazamıyorum, kimselere ne bir sevgi ne de öfke besleyemediğim bir dönemdeyim. Biraz tükenmişlik, biraz kendine odaklanma.

Elimde biram, ağzımda sigaram mı olmalı? Şu aralar kafam uzay, yeni tanıştığım kim varsa önce dinler sonra anlatırım. Biralar biter, sanki bir kaç saat önce konuşmamışcasına ayrılırız.

Sonuç olarak,

Beklenen bir sürü yazı ve ben yazamıyorum. Yine her zamanki gibi kadıköy'e çıkıcam. Yolda iki adımda bir durdurulup "Dorock'a geliyor musun, akşam arka odadayız, sahilde takılalım mı ya, kanka evde bişileeer var." ile karşılaşıcaz. Sahilde biraz takıldıktan sonra, bir biraya kaçıcaz.  Sokaklarda koşucaz, sigarayı bile yakacak ateşi yakamazken dans etmeye başlıcaz. Sabaha karşı herkesin uykusu gelicek, azar işitmeye eve gidicem. Koyucam kafayı ve uyuyacağım

Günaydın ve şimdiden iyi geceler efendim.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Atkısı Askıda

Bugün kısa süreli bir veda vardı bu güzel şehirde.

Kışı özlemle anan kadın atkısını bavulunun bir köşesine sıkıştırıvermişti, yaz sıcağının ortasında. Yola koyuldu ve kocaman bir çınar ağacının altında durdu; sırtında çantası, elinde bavulu güneşin yakıcı sıcaklığını selamladı. Cebinden beyaz bir zarf çıkardı ve bir anda gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Sırtını ağaca vererek yemyeşil çimlerin arasına çöktü. Zarfı, dişleriyle yırtarak içindeki sayfayı çekip aldı. Yazan her kelimeyi ezberlemişti, gözlerini kapatarak satırları sesli bir şekilde yeniden kalbine kazımaya başladı.

"Bu akşam yeniden, yeniden kapatmaya korkuyorum ışığı. Göreceklerimden değil; göremeyeceklerimden korkuyorum sadece. Yine kocaman bir yokluğa sürüklendim, kalkmak için nelerden vazgeçmem, neleri yoluna koymam gerektiğini göremiyorum. İçimden gitmek geliyor, ülkeden mi şehirden mi karar veremiyorum."

Rüzgar saçlarının arasından geçerken gözyaşlarının ıslattığı kağıt ellerinin arasından bir anda uçuvermişti. Dikkati dağılmıştı kadının gözlerini açtı, yeniden ellerinin arasından uçup gidiyordu tüm hayalleri. Çınarın altında kağıdın ardından bakakalmıştı. Derin bir nefes aldı ve gözlerini yeniden kapatarak cümlelerin devamını getirmeye koyuldu.

"Aşk nedir? Bile bile kaybolmak mı gözlerinde, yoksa bir hiçliğe kapılmak mı yokluğunda. Ayrılık da dahil sevdaya derler, aslında ne kadar da doğru değil mi? İki insan birbirini bu kadar severken biri neden kalmak yerine gitmeyi tercih eder ki? Ya hiç sevmemiş ya da hayatına başka biri girmiştir. Diyebilmek ağır gelir. İkimizin de tercihi mi yanlıştı yoksa? Kim bilir."

Sesi hıçkırıklarının arasında boğuklaşmıştı bile. Devam edemeyeceğini düşünürken, son kez yapmayı seçtiği şeyin üzerine gitmeye niyetliydi.

"Gelmediğin her gün ben biraz yaklaşacağım gitmeye. Ayrılık mı lazımdı bize? Senden ayrı kaldığım her saniye daha çok yakıyor canımı. Daha da umutsuzlaşıyor açan güllerim. Ne yapacağımı bilmez bir haldeyim, yine kapandım içime. Ben şimdi ne yapacağım? Kelimeler boğazımda bir düğüm sanki… O kapıdan çıkarken bir daha gelmeyeceğini düşünürken, düşmüştüm merdivenlerden. Ve olan oldu, birinin hayatından geçmiş oldun dönmeksizin. Elveda."

-Ben gidiyorum, bana hayat veren toprak, ağaç ve gökyüzü. Son gündü içimde kalanlar, yıllardır baş ucumda veremeden sakladığım cümleler. Bu solmuş gülü de kabul et benden sana bir armağan, atamadığım bir çok şey gibi... Ruhumda kaybolmadan sana karışsın isterim. dedi ayağa kalkarken.

Elinde tuttuğu solmuş gülü koca çınarın yanına iliştirdi, ruhundaki tüm anılar gibi yaprakları da dökülmüştü hayatının. Bavuluna sarıldı sıkıcı, özlem ile andığı kıştan kalan atkısını sıkıştırdığı yerden çıkardı. Ağacın dallarından bir tanesine uzandı atkıyı sardı ve arkasına bir daha bakmadan tepeden aşağı sürüklenerek saatler içinde aylar sonra yeniden dönmek üzere şehirden ayrıldı.

19 Haziran 2017 Pazartesi

Red Lettuce Who ?



"Kanka bisikletimi 1 ay sana vereyim steam de senle Cs: go paylaşmama izin verde oynayalım artık..."

Her şeyi bir kenara atıp sabahın ilk ışıklarına kadar oyun başından kalkmadığım zamanlara geldik. Şükürler olsun ki daha DOTA'ya başlamadım. (az kaldı, yalan)

Oyun sektöründe büyük bir kültür şoku yedik, Rainbow Six Siege'den tut Pubg'ye kadar her türlü fps oyunun içine sürüklendim.

"Bir dakika kadınlar genelde sevmez, çok şaşırdım şuan !"

Yeter arkadaşım, biz kızlar da oyun oynuyoruz, hem siz oyunlarda kadın karakterleri alıp terör estirirken bir sıkıntı yok ama oynayan online bir kadın görünce vay anam vay.

Yeni plan yükleniyor...

İyi bir oyun bilgisayarı, mükemmel bir ses sistemi bastır yavrum. Biraz edebiyat biraz oyun, karakalem desen var. Açın yayınları açın, Red Lettuce nick i ile yeni bir dönem başlıyor. Her şeyden biraz öğrenmeli insan, geçen hafta da Hack olaylarına ilgim başlamıştı. Bir de kimya okuyorum, konserden konsere koşmaya başlıyoruz. İşe de girdim atom parçalayacağız, nükleer santralleri istemezken içine düşeceğiz. İş yerine bisikletimi götürüp reaktörler arasında gezip, son durak olarak balıklı havuzda bir sigara yakacağım. Ne de olsa çocukluğumun geçtiği yerde çalışıyorum biraz keyif lazım.

5 tane defter bitirdim, 125 küsur yazı. Bir de okul bitseydi keyfinden yenmezdi ancak az kaldı. Kafamda çok düz bu aralar bir boşluk bulup güzelleştiremiyorum. Kız Celaleddin Rumi diyor, başına Mevlana'yı getiremiyorum. Tiyatrocu ol diyorlar, senaryo yazacağım diyorum.

Gözlem  yapıyorum bolca, çıkıyorum kahve içmeye. İnsanların kahve içerken, sohbet ederken ki el hareketlerinden gözlerini kırpmalarına kadar her şeyi inceliyorum. Kaleme alıyorum ruhları ve yeni yok olmuş dünyalar can buluyor sayfalarda.

16 Haziran 2017 Cuma

İsimsiz

"Gördüğüm onun gözleri miydi? Yoksa bir şeytan ile baş başa mı kalmıştım, kendime sormadan edemiyordum. Son nefesimi vermek üzereydim ve ne olursa olsun beni sevmemiş olacağını asla düşünmemiştim. Aşık olduğum o derin, okyanus bakışlı gözlere son bir kez daha baktım. 

Bedenimin zayıflamaya başladığını anlamıştım, ona karşı direnemiyordum. Duvardaki yansımamıza takıldı gözüm, tırnaklarımı kollarına geçirmiştim. Hızlı bir ölüm olması için yalvarıyordum. 

İşte o anda, yıllar sonra gözlerinden akan tek bir damla ile ruhuma karışmayı yeniden başarmıştı.."





Sonunda bir anda karar vererek içine sürüklendiğim kitabın ilk satırlarını, sayfalara kazıdım. Tüm gece, senaryomun iki ana karakterini kaleme alıp canlandırdım. Haftalardır sürdürdüğüm psikolojik analizler ve araştırmalar sonucu işte Mila ve İsimsiz Katilimiz (daha ismine kadar veremedim.) Berbat çizimim sonucu ortaya ancak çıkan canım karakterler...

Canımız yavru kedimiz Mila'dan esinlenmeme neden olan isim annesi Büşra hanıma teşekkür ediyorum..