"Şu kapıdan çıkan kimse geri dönmedi. Evim en alt kattaydı atlayanlar ölmedi..."


Siyah ile beyazı ayırt etmek güzelim, en zoru bu olmalıydı hayatta. Tırnaklarında bile gri ojeler varken, iki uç noktayı yaşamaktı...

"Mutlu olmak için bir şeyler mi bulmalıydı?" yoksa "Bir şeyler için mi mutlu olunmalı?"

Gece saat 10'a çeyrek kala bir yıl önce bugün. Karanlığa dönen ruhun yeniden aydınlanma yolunu seçmişken, yapış yapış tenin gölgeler arasında kayboldu. Işıklarda durdu ve yerde 200 lira buldu. Heyecanla sarıldı, belki baş başa birer kadeh şarap içmekti istediği. Asansöre koştu, ama para hala sahteydi...

Tek fark o zamanlar üzülmek yoktu, mutsuzlukların içinde elini tutan el ile mutlu olurdu. Şimdi ne o sahte para kaldı ne de içinden çıkılacak bir mutsuzluk.

Ve insanların kalbine boş gözlerle bakmak neydi azizim?
-Yeri hiç dolmayacak bir kalbi onaramamaktı...

Belki de hikaye bundan bitti, sonuçta acı çektirmen değil acı çekmen güzeldi, sonuç olarak sahte 200lüğün bile hatrı kalmadı onda...
"Kocaman bir çınar ağacına tutkun olduğum doğrudur. Ve bu ay o ağaç köklerini toprağa salalı tam 25 yıl oldu." 



Belki de başka bir gün bambaşka bir yerde, köklerimiz toprağın altında yeniden tutunacak birbirine. Ancak şuan tüm mutluluğu paramparça eden bir korku gözlerimde, özleminden. Ve tüm hatlarınla seni sevmekten geçer, ilmek ilmek nefesime işleyişimden...

Yeniden doğmak veya ölmek bile kilometrelerce uzak. Ve bir kaç soru? 
 -Yanında olmanın bana verdiği mutluluğu neden hiçe saydın?

Yaşadığımız her mutsuzluğun içinde, ben senden güç alırken. Sen neden yeniden kaçmayı tercih ettin? Tek ve eşsiz kudretlim, koca çınarım, yaşam pınarım...

Unutmaktan korktuğum; anılarım, elim kolum ve çocukluğumsun. Kendimi bulma çabamda, alevlenen düşüncelerimsin. "Gitme" derken beni benden çalıp gidensin.

Gün gelirde bir gün yeniden damarlarında akarsa benim kanım; bu kez söz veriyorum senden ayrı içtiğim tüm limonlu çayların hesabını vereceğim.

Bu 25 yılın tüm yorgunluğunda bana ayırdığın 2 sene içinde dökülen tüm yapraklarını yeniden filizlendirmen dileğiyle. Dalların eğilse de gövden daima dimdik kalsın. 
"Sizi sizden daha çok sevecek insanları değil de, sizden uzaklaşırken bile yabancılaşmayacak insanları siz daha çok sevin"


Her serüven bir kalem ve tonlarca boş sayfa ile başlar bu hayatta. Önce düşünceleriniz daha sonra da ruhunuz yalnızlaşır. Ne kadar acı çekerseniz o kadar güler gözleriniz aslında.

Dökülen her göz yaşı sizi daha güçlü kılmaya başlar ve ayaklarınızın üzerinde durmaya başladığınızı hissettirir. Düzinelerce mektup yazdırır aşkınıza. Asla tamamen geçmez ama değersizleştiğiniz her an biraz daha hissizleşirsiniz.

Kelimeler boğazınıza yumruklar ata ata midenize geri düşer. Bu süreç aylar, hatta yıllar alır bence. Hiç bir son, tükenmez kalemle yazılmaz. Her zaman yedekte bir silginiz olur. Geçmiş, geçmiştir ve siz sadece anılarınıza hayranlık beslemeye başlarsınız. Kırgınlığınız, aşka değil kendinizedir...

Zaten hiç bir aşk sonsuz olmamıştır ve mutlu bittiği görülmemiştir. Olsaydı buna "Aşk" diyebilir miydik ?

Tek taraflı açılan bir yaradır aşk ve geçeceği olmadığı gibi, sizi başka insanları sevmek zorunda bırakır. En baştan alırsınız tüm hikayenizi. Silinen bin sayfalık yazı gibi, ısrarla her ayrıntıyı zihninizde yeniden yazarsınız. Kendinizden değil ondan bir parça arasınız. Yaptığımız en büyük yanlışta bu olmuyor mu zaten?

Oysa onu, o olduğu için sevmiştiniz. Şimdi kendinize gelin, çünkü o artık anılarınızda yaşayan insandan çok daha farklı biri oldu. Sizde öyle. Zaten değişmemiş olsaydınız ikinizde, bu kadar acıyı çekmek boşuna olurdu.

En zor şeydir, hayatta en çok sevdiğiniz insanın yanından geçerken yabancılaşmış olduğunu görmeniz. Elleri ellerinizi bırakmaz dediğiniz insanın; gözlerini, sözlerini ve gülüşlerini sizden kaçırması...

Ve şimdi bu aşk kalbinizde sonsuz bir karmaşa, gelse de gelmese de uzaktan sevmeye devam edeceğiniz. Vazgeçemeyeceğiniz ancak defalarca kendinizi zorlayacağınız. Hatta 10 yıl sonra bile küçük bir nedenden dolayı, bu aşk için ağlayacağınız.

Kim ararsa arasın, onu bulacakları yer yine sizin kalbiniz olsun.
Aşk böyle de güzel...
"Hep bir son yazılıydı ve yarın her şey gerçekten bitecekti. Gideceğini bilseydim geçmiş tüm yarınlarda sana daha sıkı sarılırdım..." 



Gözlerim son kez kapıda takılır kalıyor bu gece. Arkandan gelemiyorum yine, çöktüğüm yerde kalakalmışım. İlerlemek çok kolay aslında, ne de olsa hayat bir şekilde devam ediyor. Geçmişi ellerimden çekip alıyorsun...

Aslında acıyı sevmiyorum, sadece acı beni sana daha yakın tutuyor. Mutlu olsam, silinip gitmenden korkuyor aklım. Kendimi sana anlatmanın tek yolu boş sayfalardan geçiyor. Hepsi her gün binlerce kelimeyle dolup taşıyor, ancak hiç biri sana ulaşmıyor. Yine ve yeniden bir elveda poşetlerden taşıyor, ne son bir sarılma ne de son bir söz. Yine söylenecek ne varsa kalbimde yanıyor.

Kim elini uzatsa ellerim kayıyor. Bu dipsiz kuyudan ellerim kanaya kanaya tek başıma çıkmaya çalışmaktan başka şansım kalmıyor. İki adım ilerlesem on adım geri düşüyorum.

Şimdiden, kalbini titretecek olan insandan nefret ediyorum. Doğmamış olmasını diliyorum sadece. Ve düşünmüyor da değilim bizim çocuklarımız kim bilir kimlerin kalbini çalacak diye. Ancak o kadar yaşamak isteyeceğime emin olamıyorum.

İçimde kocaman bir hastalık ve ruhumu kemirirken, acının ardına gülümseyen gözlerle saklanıyorum. Sende bilirsin zaten insanlara somurtmayı hiç sevmezdim.

Son bir kez karşıma çık ve içimde ne varsa al kendinle beraber götür. Bir bahar günü sevmiştik birbirimizi ve yine bir bahar günü geldi çattı bu hikayenin sonu...
"Günlerden Salı ve ben boş bir durakta hiç gelmeyecek olan o otobüsü beklerken, hayallerimi yarım bırakan nedeni silmeye çalışıyorum..."



Tıkalı olan burnumun yanında tam düzelmeye başladı derken kırıkları batan yüreğim, tüm ruhumu sarıyor yine bu gece. Kaçmaktan vazgeçip üzerine gittiğim korkularım beni avlamaya devam ediyor. Mutlu olmak için bulduğum her neden, bedenime hastalıktan başka bir şey getirmiyor...

Hayatımdan çıkarmaya cesaret edemediğim eşyalar, köşeden hüzünle izliyor beni. Kalabalık içinde yaşadığım derin yalnızlıkta mumlar yanmaya devam ediyor yüreğimde.

Hafızamdan silmeye çalıştığım her görüntü, ertesi gün kat ve kat artan bir güçle yumrukluyor ruhumu.

Ne gidebiliyorum, ne de kalabiliyorum. Kalbimin atmayı bırakmasını bekliyorum sadece...
"Çocukken yaşadığım bir korku bu içimdeki, bir daha asla gelmez derken haftalardır etkisinden çıkamadığım."


Yarın bir daha asla gelmeyecekmiş gibi gecelere saplanıp kaldı zihnim. Zaten güneşin aydınlattığı sabahtan bir kaçıştı benimki. Ve yine kelimelere sığınıyorum, uyum sağlayacak başka bir nedenim yokmuş gibi. Sensizlik içinde kayboluyorum, büyük bir sessizlik var sadece.

Kurtulmaya çalıştıkça daha çok batıyorum. Yağmurlar artık daha çok korkutuyor beni, göz yaşlarımı su damlalarının ardına saklamaktan yoruluyorum artık. Başka nedenler ve anılarımı yok edemeyen her şeyden...

Düşüncelerimin ardında ki sessizlik ve ölümün rahatlatıcı tavrı, sigaranın dumanına karışırken yine en iyi dostum oluyor gece. Dönülmez sınıra girmekten çekiniyorum tüm bedenimle ve yine aynı yoldayım.

Görüntülerden kurtulamıyorum bir türlü ve hala yok etmek istediğimden emin değilken buluyorum kendimi. Yine sensizlik nedir inandıramıyorum kendimi, yalnızlık sen yokken, saplanmışlığım sana olan...

Çünkü baştan sona "sen" olan aşk ve ben, "kokumu içine çeken seni" özlüyorum. Tekrardan olduğum yerde kalıyorum ne sen geliyorsun ne de ben ölümden dönüyorum. İşte yine yoksunluktan hisseler parselliyorum bu gece...


"Artık en tepedeyim ve çakılmayı beklerken, ne yaşıyorum ne de ölebiliyorum."



Mayakovski demiş ki;

"-Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır."

Benim de zihnimden kalbime uzanan tonla sen, sen kadar da acı var işte.

İçimde büyük bir savaş ve gittikçe katlanan bir karmaşa. Unutamamak değil bu savaş, aksine unutmaya korkmak ve istememek unutmayı seni. Bir an bile düşüncelerim senden uzaklaşsa; kramplar ve avuç avuç bulantılar.

Büyük bir kalıp varsay içimi, yarısı ağzına kadar dolu. Diğer yarısı ise uzakta olduğun her an kadar boş.

Ve zehirler dolusu sigara, ciğerlerim küfretmemek için zor tutuyor kendini.

Değer mi diyor, her yandan binlerce ses "değer mi?"
- İsterse binlerce yıl hapsolsun kalbim ve ruhum bedenimi acıyla terk etsin ki "değer diyorum"

Yeter ki bir gün gelsin, çünkü yüreğim tek pencereli bir duvarsa en güzel manzarası onun derin gözlerinde gizli.
"Kalbiyle beyni arasında kuruyup duran düşüncelere ip çekmiş insanlardık."



Ne zaman mutlu olmayı istesek, elimizde kalır bazı şeyler. Kafamızdaki seslerden kaçamaz, dibe düşmekten yorulmayız asla. Soruyorum bir insan nasıl sever bu kadar?

Öyle severiz ki küçük bir kıvılcım çaksa, tüm orman yanıp kül olur içimizde. Aynı zamanda özlemişiz de, anlatamıyoruz bunu ve düşünmüyor değiliz, bizim de hatalarımız var.

Şimdi ise pencerinin önünü büyük bir hüzün kaplar. Aylardır geçmeyen bir acı.     Ve bana senden kalan en güzel şey ise güzel kedim.
"Biz ise yokluğumuz ile varlığımız arasında sıkışıp kalmışız sadece."



Bu akşam yeniden, yeniden kapatmaya korkuyorum ışığı. Göreceklerimden değil; göremeyeceklerimden korkuyorum sadece. Yine kocaman bir yokluğa sürüklendim, kalkmak için nelerden vazgeçmem, neleri yoluna koymam gerektiğini göremiyorum. İçimden gitmek geliyor yeniden.

Gene çılgınlar gibiyim, yalvarışlar içindeyim. Büyük suçlar altında ezilirken, diğer yandan suçların sonucunu da yine ben çekiyorum.

Peki aşk neydi? Bile bile kaybolmak mı gözlerinde, yoksa bir hiçliğe kapılmak mı yokluğunda...

Keşke sen benim sonsuz masalım olsaydın, bende senin mutlu sonun. Ne yazıktır ki acıtır sevda yürek yanınca, sakın sen de benim gibi yanma.
"Başta vermen gereken kararları, sona bırakanların dünyasında yansımalar karanlıkta kalır."



Yağmur kokusu kadar saf duygular bile uzak kalmıştı bu gece. Çünkü bu gece biraz daha kaybolmuştum senden. Ben hala gidemezken sen nasılda uçmuştun uzaklara...

Güneşin bile bulutlardan utanarak saklandığı günlerden birinde, bir elimde sigara ve kahvemle yine düşlerim seni. Hiç bir zaman yakmazsın canımı.

Şiirler yazılmaktan sıkılmaz adına, peki ya sen? Sen korkar mısın, sessizce kaybolan notalardan. Sonsuza dek kalbimde bir daha aynı notalar çalamayacakken. 


Nasıl unuturum beni hiçliğe bırakışını... 


"Bende artık ne yağmurlar ne fırtınalar sürüyor, bomboş kağıttan uçaklar. Düzen içinde kocaman bir düzensizlik benim hayatım."
mevsimler ile ilgili görsel sonucu

Her şey güzel olacak derken bile yalan söylüyoruz kendimize. Ruhumuz kapılmışken rüzgara, ne esişini hissediyor kalbimiz ne de sessizliğini. Varsa yoksa boş hayallerimiz, belki kovanın dibindeki su belki de okyanuslar gibi. Yırtılmış sayfalar arasında, kaybolan kelimeler. O ve siz gibi.

Artık ne onlar için ağlayabiliyoruz ne de kendimiz. Elde kalan bir kaç fotoğraf belki... Anılar silikleşmez ama kaçmayı da bilmezler. Hep bir pencere açık kalır, ne güneş doğar ne batar. Mevsimler geçer sadece...