"Tamam bekliyorum, geldik mi? Gözlerimi şimdi açmalı mıyım?"

Boğaza karşı açan tonla çiçek ağaların sırtında, derisi solmuş gökyüzü. Islanmak üzere olan bir şehir. Yalandan mutluluk yaşayan bir kız. Üstü kapalı bir evlilik teklifi. Olup biten her şeye hazırlıklı bir ruh.

"Şimdi sarhoş muyuz, yoksa tenini beynime kodlamaya zorlayan bir sen mi görüyorum."

"Bir sen kadar ben var karşında, dağılmış bir hayat. Olsun zaman derler ya arkadaşın bir üstü sevgilinin bir altı."

"Dur, bu dizi reklam yapıyor. Dinle."

"Bir kaç eksik var ama, sen beni dinle asıl. Belki evlenirsek istediğin yeri seçersin, taşınırız ve o zaman hayat düzene girer. Ben sanırım seni seviyorum.."

"Sevdiğin için sadece teşekkür edebiliyorum. Güldüğüme bakma neden sevdiğini anlamaya çalışıyorum. İnanmak isterdim."

"Tepeden denize bakıyoruz. Gökyüzü dumanlı, kucağında yaralı bir kedi ve kahven. Beni sakinleştiriyorsun ve bir kaç ilham."

Bazen körü körüne inanmayı seçer kalp, ve bazen inanmamak için mantıktan geleni yapar.

"Sigara içmek için can atıyorum ve bir bardak çay, susadım."

"Eyvallah abi, çaylar önden."

Anı yaşamak güzeldi ve an her zaman güzeldi, ne geçmiş ne gelecek hepsi çok uzakta kaldı.

"Artık acı için yazma, bu çok tehlikeli. Boşver dergileri. Saçını atsana fotoğrafını çekiyorum."

"Sabah sabah yeter, ver ben çekeceğim."

Gülün ucundan sarkan, yüzler sizde gülün bu sefer. Ne geçmiş anlara üzül ne de gelecek günlerin heyecanına kapıl.

Bir kase puding ve niğde gazozu gül ulan !


"Ölüm Allah'ın emri de, ah bir de şu ayrılık olmasaydı."

Papatyaların açtığı baharı hep sevmek istemiştim. Karşılıksız, içten belki de dümdüz. Şimdi ise o papatyaların içinde hapsolmuş ruhumun aynasını kırdım.

Sırtımda bir kambur, nefes alamıyorum. Ne şarkılar ne de güzel şiirler ruhu, senin işlediğin gibi işlemiyor. Ben de anıları izliyorum usulca uzaktan ve seni izliyorum hala yıllar geçecek olsa da.

İçime kaçmış olan neşemi özlüyorum, eteklerim zil çalarken koştuğum zamanları. Biliyorum çok yanlış belki de ama tüm benliğimi sende unuttuğum için gelip alamıyorum. Şayet ellerim uzansa da sen istemiyorsun...

Hikayemiz, hissettiklerimden çok senin hissetmediklerine geçiyor. He bir de kaybolan kimliklerimiz değil bu noktada, kaybolan sevgimiz oluyor. Dalından koparılmış bir çiçek gibi susuz ve yalnız. Kısacık ömürlü ancak solmadığı zamanlardaki kadar da güzel kokan. Aman zaten sen hep kurabiye kokardın bense heyecanla gülümserdim diyorum evrene.

Sonra metronun merdivenlerini hep iki iki atlardım, kollarında olabilmek için. Bir zamanlar hayaldin, gerçek oldun ve bitti. Diyorum ki bazen, keşke hep hayal kalsaydın bu baharda olduğu gibi işte o zaman seni sonsuza dek saklardım derinlerimde. Ne sen bilirdin solan çiçeklerin çektiği acıları, ne de ben soldurduğum ruhunun gerçeğini.

Geçenlerde bir gün yine kesildi nefesim sonsuzluk gibi, seni ararken. Hoca sordu "Neden ?"

"İyiyim, dinlensem geçer hocam" dedim.

"Neden bu halin ?" dedi tekrardan.

"Öyle işte hocam öyle.." dedim.

"Biliyorum, zor." dedi laboratuvardan çıkarken. Acı bir gülümseme "Zorluklar atlatılmak içindir hocam, lütfen. Bari siz anlamayın beni." dedim. Gitti...

İnsanları, sevdiği kurtarır dediler. Ben sevdiğim adamı mahvetmişim, kaybetmişim çok önceleri.

Güzel geçen bir senenin ertesini çöpte bulmuşum, ne okul, ne sevdiğim kara bir defter olmuş ve ben eriyorum. Sensizlik içinde, yaşaya yaşaya sonsuzluğa yükseliyorum...

Bugün Kordon da hep birlikte güzel ve hızlı bir kahvaltı ettik. Ben gidiyorum artık dedim, kimse inanmadı. Bileti gösterdim, dönüp alakadar bile olmadılar.

1 saat sonra;

"Lütfen sende nefes nefes kaldığını söyle" diye haykırdılar kalan son güçleriyle. Oysa ki daha yokuşun başına varamamıştık bile.

"Keşke her gün bir Cuma gecesi olsun" diye hayaller kurmaya başladık. Ertesi günün yükünü düşünmeden deliler gibi dans ediyorduk ve sarhoş olamamanın acısıyla kıvranıyorduk. 7 kişinin önünden 37 tane bira 14 tane shot geçmişti bile.

Bir şeyler yine yolunda gitmiyordu ve işin acı yanı 7'de 3'ümüz buna çoktan alışmıştı bile. Uzun aradan sonra, o gece dans ediyor olmamız bile büyük bir şoktu bizim için.

Tango bizim neyimize Kadın !

Uyumadan kalktığımız sabahın gecesi iyice kopmaya başlamıştı. Yeşile alerjim yoktu ancak, alerjik bir trip yarattığı kesindi. Yine bir şekilde hayata beleşe konmuş gibiydim. Düşüncelerimde boğulmaya başlamışken, maskelemeye çalıştığım acı duygusu beni bitiriyordu.

"Geri dönsün diye, şunu şunu araştırdım gençler" dedi koltukta ölü gibi bakarken. Durup düşündüm;

"Tek bir şey diyeceğim, zaten bitmiş bir şey ve sen onu neden geri istiyorsun. İstesen de olmayacak. Zamanını bizimle buralardan gitmeye harca sadece." dedim.

Israrla devam ederken "Aşık olduğum kızın geçen sene nikahına gittim ve hiç bir şey hissetmedim, sende hissetmeyeceksin korkma!" diye kahkaha atmaya başladı.

Şuan ne hissettiğimi bile bilmiyordu ki.

Başka bedenler, cesetten bile daha soğuktu benim için. Ne ruhlarına dokunuyordum, ne de tenlerine. Zaten ne gerek vardı döngünün içinde kapılıp yeniden aynı korkulara düşmeye.

"Abisinin ruh kardeşi, yakarım herkesi. Sadece benim içinde senin içinde bir parça eksik hikayenin sonunu, kendimize uyduramıyoruz."

Öğüt vermesi kolaydı, içinden savaşarak çıkması ise tam bir olay.

Battaniyenin ucundan sarkan kolumu dürttü;

"Sınava sağlam kafayla gitmeyelim" dedi. "Hayır, bırak ben uyuyacağım..." dedim ve arkamı döndüm.

Metroda insanlar çılgın dansımızı izlerken. "Senden kalan son dalı da ben içtim" diye itiraf ettim. Heyecanla bir beşlik çaktı, sersemlemiş gibiydi.

"Uzatmayacağım, mektup çağını geçmişken neden almanca mektup yazmaya çabalıyoruz. Bitsin artık, dayanamıyorum..."

Sınıftaki bir çocuğun hamile olduğuna kanaat getirdik.

"Was tut ıhnen weh? Haben Sie schmerzen oder Fieber?"

"Was sollist du machen"

"Scheisse Deutsch."
İnsanlara inancımı kaybetmeye başladığım şu saatlerde, sevdiğim yalnızlık ve sessizlik hissinden deli gibi de korkmaya başladım. Günlerdir, yaşadığım derin sessizlik hafta sonu son bulacak olsa da bu kez bundan nefret ettiğimi anladım. Geçmişe bir kez daha büyük bir özlem duydum..

Kimse dolduramadı içimdeki sensizlik hissini, dolduğunu düşünüp yeniden pozitif olmaya başladığım 1 aylık süreç bile geride kalmaya başladı. Yeniden düşmekten çok korkuyorum, tökezledim ancak yürümeye devam ediyorum bir şekilde. Bir bardak şarap ve sonu gelmeyen şarkı listeleriyle sürüklenip gidiyorum. 5 gündür kimseyi görmedim daha, kıçımı kaldırıp çıkmıyorum bile evden. Aileme yansıtmak istemeden yaşıyorum içimdeki duygu karmaşasını. Benimle birlikte yıkılan insanları kaldırmaya başlamışken, yeniden bir çukurun içine sürüklemek istemiyorum.

Biri için heyecanlanmaktan çok korkuyorum, tökezledim ve vazgeçtim...

Mesela bugün inancım yeniden kırıldı. Karşılık beklemeden heyecanlandığım insan tarafından büyük bir yenilgiye uğratıldım.

Güzel sözlerin hepsinin yalan olduğunu düşünerek ilerlemeye devam ediyorum bu yolda. Yüzüne de söylediğim ve hiç bir şey olmadığımızı bildiğim halde neden hayatıma sokmaya çalıştığımı bile bilmezken buluyorum kendimi.

Ne kırmak ne kırılmak istemiyorum. Ancak iyi gelirken bana aynı zamanda uzaklaştırmak için uğraşıyorum. Zihnimi delice zorluyorum olmaması gerektiğine dair. Her iki sözden biri geçmişi açmama neden olurken, geleceğin hayalini nasıl kurabileceğimizi sorguluyorum.

Sonra diyorum ki iki farklı hayat, biri var işte ve diğeri ise olduğunca sıradan ve içsel bulantılarla dolu. Elimden geldiğince derinleştirmemeye çabalıyorum. Zaten derinleştirebilecek kadar da değer veremiyorum kimseye, sana olduğu kadar.

Sanattan uzaklaşmaya başladığım içinde acılar içinde kıvranmaya başladığımı söyleyebilirim.

Bu gece yine içler acısı bir şekilde kalbimi zorluyorum. Acıyı yeniden hissetmemek için fotoğraflarla güzel anıları içselleştiriyorum. Kaçtığım günlerin, efkarını hissederek yoluma devam ediyorum. İyi ki diyorum ve gerçekten sevgiyle anıyorum...
Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Küçük bedenlerin rol model aldığı büyüklerine karşı besledikleri karşılıksız ve sonsuz sevgi.

Bir umut, yol gösterici çoğu zaman hayat kurtarıcı insanlar. Aslında öğrendim ki rol model olabilmek için çok tanınmak veya emeklerini sürekli göz önünde hayata geçiren insanlardan olmak gerekmiyor. Evrilmenin bile en başına döndüğümüz de yeni doğan bebeğin gözlerinde, annesi ile babasının karakter paylaşımını gölgeler halinde izleyebiliriz. Belki bir abla yahut ağabey, ne fark eder...

Önemli olan tek şeyin insan olabilmekten, sözcükler ve mimiklerle kendini ifade edebilmekten geçtiğidir. Büyük olaylardan küçük beklentiler içine girerek anı yaşayabilmek. Karşılıklı değer biçmek hayata ve arkadaş, sevgili, dost bir şekilde ayrı yollarda da olsa kesişme noktalarında mutluluğu yakalayabilmek.

İçlerimizi dolduran boşluğun, altını çizerek söylüyorum boşluğun, bizleri yanlış insanlara ve olaylara itmesini önlemek. İnsan sarrafı olmaktan da bahsetmiyorum aslında gerekte olduğunu zannetmiyorum. İnsanın en başta ne olursa olsun kendini bilmesi gerektiğine inanıyorum. Kendisini tanıması gerektiğine...

Kendini bilen bir insanın yanlışlar karşında alacağı tavırda ona ya büyük bir ders olacaktır ya da sonsuz güzellikte geniş kapılar açacaktır.

Karşılıksız sevilmenin ve sevmenin. Bir kez gördüğünüz ama gözlerinin derinliklerine indiğinizde gördüğünüz güzelliklerden kaçmamanız gerektiğini biliyorum artık.

Yeni insanlarla tanışmaktan korkmamak mesela. Yeni hikayelerin sonunu saniyeler içinde kazımamak ruhun kıvrımlarına. Hayata lanet edilse bile iyi kötü herkesi, her olayı büyük bir hayranlıkla izlemek sevmek.

Şimdi camı açıyorum, rüzgar eserken saçlarımın ardında bıraktığı hissi seviyorum. Kuşların kanat çırpışlarının yarattığı paradoksa hayranlığımı gizleyemiyorum. Bir kelebeğin hayatının bile bizde yarattığı düzensizliği görmemezlikten gelemiyorum. Artık daha derin ama düzenli duygular. Sevgiler uç değil daha yaşanası, dostluklar uzak değil daha çok ele avuca sığan tarzda. Yağmur damlalarının tenimi ıslattığı geceleri seviyorum sokaklarda. Nefes alabiliyorum, ne kadar zorluk olsa da baş edilmesi gereken şimdi de gelecekte de iyi bir rol model olabilmek için çabalamaya devam ediyorum.

Bizler hala insanız ve duygularımızı sonuna kadar yaşayıp, her engeli aşmayı bir şekilde başarabiliriz.

Derin bir nefes daha ve şimdi açıyorum gözlerimi güneş batmak üzere, kuşlar ağaçlara tünemeye başladı bile. Çocuklar sokaklardan toplarının alıp evlerine koşuyor. Her biri büyük insan olacak yakında, her biri en güzelini hak ediyor bu dünya da, neden önlerini kapatalım ki şimdiden.

Betonları yakın yıkın sonsuz maviliklere, geçmişe şükredin öğrettikleri için ve geleceğe sevgiler dolusu kucak açın. Şimdi bahara tüm bedeninizle ruhunuzu akıtın. Toprak dünya ve içinde bulunan tüm insanlar sizin bir parçanız. Heyecandan, bekleyişlerden, öfkelerden, acılardan ve ölümlerden kaçmayın.

Çıldırmakla çıldırmamak arası, kıskanacak hallere düşüp kalkmak ötesi. Derin desen bir derinliği olmayan. İçinde tatlı yüzünde ekşi bir tat bırakan. Neredeyse 2 buçuk senedir hissedilmeyen...

Taktik yok, bam bam bam...

Hayır bir saniye öhöm;

Güzel bir bekleyiş, uyuyamamak mesela. Sonra geçmek bilmeyen zaman ve ayarında bazı şeyler. Sigaranı yakamadan attığın sokakta ilerlerken, tek bir günü anımsamak tek bir sahneyi yaşamak. Kahve tadında kendine getiren, bira tadında kendinden geçiren.

İŞTE BU !

Dünyevilikten uzak, maddiyatçı toplumun içinden sıyrılmışlık misal. Dakikalarca edebiyat, belki sahte ama kulağa hoş gelen iltifatlar. Uçsuz bir güvensizlik içinde derin bir umut beslemek.

Hepsinden önemlisi anı yaşamak, gelecek gelecekse tadını çıkarmadan gitmemek. Yaşarken ölümü tatmışken tüm ruhunda, kısa günün saatlik heyecanını yaşamak..

"İsyan olmuş deprem olmuş 

Yuvam, sevenim, annem dilsiz sırdaş, melek olmuş, sağır 
Mahrum her sözüm çığlık, feryat, figan olmuş 
Gül canım kızım, siyah halinden sorumlu var..."

Eve döndüğümden beri kapılar sanki yokmuşum gibi üzerime kitlenmeye başladı. Anahtarı bulana kadar evden çıkamayacak kadar zaman harcıyorum...

Bir hafta süren mutluluğumun ardına sinsice gizlenen anksiyetem bu sabah kendini büyük bir yoksunluk kriziyle ele verdi. Zaten geçirdiğim insomnia beni yeterince yormuyormuş gibi. Birde iyi mi acaba diye insanlara deli gibi sorduğum dakikalar uçup gidiyor hayatımdan. 

Göz yaşlarıma şahit olan yastığım bile artık benden nefret ederken, buzdolabının acı tıkırtısı eşliğinde sabahın 7sinden 8e kadar karşısında oturup döktüğüm tonlarca yaş. 

Yine nefes alamadığımı hissediyorum, kayboldum bugün. Işığa doğru koştukça karanlığın içinde sürüklenip duruyorum. Masamda tonlarca ilaç, bazen hepsini aynı anda içip gerçekten ışığı yakalamak istiyorum. 

Aylar sonra bugünlerden birinde terk edildim, ne saate bakabiliyorum ne de geçen günlerin ismine. 1 yılı devirmeye az kala çaresizlikten ölmenin yanı sıra, duruşumu takdir edenlerin gölgesinden de kaçamıyorum. Benim için büyük travma devam ediyor ya sende havalar nasıl bugünlerde. Eminim ki mutsuzluğunun içinde çok mutlusun. Adı "bir ben" olan büyük bir dert yok başında ve ne kadar hayat seni yorsa da mutlusun. Öyle de olmaya devam et. 

Benim için uyku denen bir güzellik yok hala, deli gibi canımı yakmaya devam ediyorsun farkında olmadan. Daha önce birini hiç bu kadar üzmüş müydün? 
Neyse sana kızmıyorum zaten, en azından parçalanışımı karşıma geçip izlemiyorsun. Uzak durmakta da haklısın sonuçta hayatını yoluna koyman gerekli. Bu yüzden kızmıyorum sana. 

Peki, birinin hiç benim kadar ihtiyacı oldu mu sana? Tamam haklısın, yardım etmek zorunda değilsin sonuçta ben, senin için yoldan geçen herhangi bir insanım artık...

Söylemiştin yaralanacaksın, daha çok üzüleceksin bu hayatta diye. Sadece bu yarayı senden beklemediğim için affet. Ve tabi sende açtığım yaralar yüzünden beni terk edişini affet. 

Her güzel şey bir gün biter, zaten kim ister ki bitmesini ancak biter işte canın sağ olsun. 

Bir "Adamlar" konseri yok ki gidelim, iki kafa dağıtalım. 

"Abi kafanda kurbağa var Abi kafanda kurup kurup Vuruyosun oğa buğa Yaşlı bi kurbağa var Bin yaşında var Başında sis var kurbağanın Altında sen var Sen bi salondasın, sanıyosun ki okyanustasın ama işte Salondasın, yanında ismet var İsmetler gider ismetler kalır Sen başarırsın ismet sevinir Gerisi eski püskü boktan sandıklarda çürür Sen düşersin ismet kaldırır..."
"Rafadan Salçalı grubuma ithafen artık 5 kişiyiz, gönül isterdi ki 6 olsun. Durup dururken grubun neşesi olurken bir anda dertlerimle boğmayayım diye..."

Rapor teslimi için çılgınca hocaların peşinden azimle koşturduğum günün sonunda, topladım bizimkileri çaya bize. Birde gözleme patlattım hepsine en özelinden, vur patlasın çal oynasın. Makara kıyamet, akıl oyunları, şakalar takılmaca. Sonra birden durdu zaman güneş parlaklığını kaybetmeye başladı. Demlikler boşaldıkça içimde büyük huzursuzluk, yeniden geceye yalnız bir giriş...

Sevdicekleri yanında hepsinin, mutluluklarına ortak olurken büyük bir kalp ağrısı ve hüzün. Birtanelerim asla beni yalnız hissettirmezler ancak, boşluğu bir türlü dolmuyor işte. Neşemin yanında, büyük bir boşluk geçmiyor yüz üstüne çıkıveriyor bir anda ben bile farkına varamıyorum...

-Cansın kardeşim niye düştün bu kadar ?
-Düşmedim, noldu ki?
-Sessizleştin, nerede mahmut abi?

Taktım sigarayı dudağıma;

-Burada mahmut abi gitmez siz korkmayın...

İçimden başladım anlatmaya 

"Sene 2014 o zamanlar mutluyuz tabi..."

Ne astım denen illet var ciğerlerimi söken, ne canımı canımdan söken kalp ağrım. Bir bardak çay daha doldu önümde. 

Sahi neydi yarısına kadar sıcak su, biraz soğuk su ve süt tozu 2-3 şeker ile içerdin kahveyi. Kahve içmeyi de bıraktım, limonlu çaylarda gitti benden...

Bu hafta yüzüme taktığım mutlu maskeyi kalbime takamadım yine. Atölyede tartışacağımız kitabın kapağını bile açamadım daha neler?
İlker de sordu "Neden artık yanıma gelmiyorsun?"

Neden bir çok şey varken bir çok şeyi yine yapamıyorum... 

Neden Mart ayı bu kadar hızlı geldi ve ben seni yine göremiyorum. Şimdi sen iyileşince ben okula gelmeyi yeniden bırakacağım. Herkesle şen şakrak eğlenirken okulda, yine bırakacağım. Görmek istemiyorum seni ondan sanırım. Nefret etmek istiyorum, içim soğusun gideyim senden diyorum. Zaman beni içine hapsediyor. Alıştım diyorum, adını duyunca alevleniyorum. 

"Nereye kadar daha kaçacaksın?" diyorlar. Kaçabildiğim kadar...

Alışamıyorum, anı patlamalarım azalsa da gelince dalgası boğulmadan çıkamıyorum. Kilo da verdim oysa yine de  güvenemiyorum. 

Bir rapor için günlerimi verirken gözyaşları ardında, dergi için nasıl yazı yetiştireceğimi bilmiyorum. Sığınacak liman da bulamıyorum kendimden başka, kayboldukça kayboluyorum bu zamanlarda.

Kafamı seninle dağıtıyorum, seninle topluyorum. Ne zaman bitecek bu işkence diye sürükleniyorum yokluğunun pençesinde.

Alev alev yanıyorum, hala görmemezlikten gelmeye devam ediyorsun...
Bu aralara iç huzurumu sağlayabilmek için resimler karalamaya başladım. Tabi ki her zaman olduğu gibi yetenek olduğunu düşünmüyorum..




-Jean-Paul Sartre-


Yazılarımı dergilere göndermekten, az kaldı pes etmek üzereyim. Ve bu aralar krizlerimi çok yoğun yaşadığım için, arkadaşlarıma sığınıyorum. Sığınırken, kaybediyorum bazen ama bekleyin beni yeniden döneceğim diyorum. Her sabah laboratuvar olduğu için erken vakitlerde uyanıyorum, zaten pek uyuduğum da söylenemez..

Sakinleştiricilere düşmek istemiyorum yeniden, antidepresanlar...

Neden düzelemiyorum, nasıl bir ayrılıkmış bu diyorum kendi kendime. Her gün ruhumda yeni bir acı keşfetmeye devam ediyorum. Yağmurların bazen seni bana geri getirmesini umarak koyuyorum kafamı yastığa ancak hüsranla uyanıyorum.

Şiirlere tutuldum bugünlerde, Erol ile vapura bindik geçenlerde mesela. Şiirler okuduk martı sesleri ve hafif esintiler eşliğinde.

Ve hala büyük bir boşluk yokluğun, başka insanlarla gülüyor olman canımı yakıyor. Mutlu olmana sevindiğim kadar, seninle yeniden gülemediğim için üzülüyorum. Aşktan yana, senden yana bir beklentim kalmadı zaten, sadece kısa kısa umutlar içimde olmayacağını bildiğim ancak beni ayakta tutan.

Bir sürü defter aldım, bir sürü yazı, hikaye, çizim hepsi sen.. Tek bildiğim eski sen oldukları artık. Vazgeçemediğim..

Sezen ablaya takıldım bir de yeni albümünden bir kaç parça beni benden aldı..

Acıyı seninle tanıdım, sensiz yeneceğim olsun. Bir daha kimseyi böyle sevemem ama yeniden terk edileceğimi de biliyorum. İlişkiler bana göre değil, kendimi odama kapatıp saatlerce sanat, edebiyat duvarlar boyu yazı seansları. Tek istediğim bir an önce bitsin şu okul ve kazanabildiğim şeylerle, insanlara güzel şeyler katayım başka bir şey değil derdim.

Kısa bir şiir ile;

"En güzel kelimelerden
cümlelerden kurdum
sayfalar dolusu yazılar yazdım
sana dair!
ama
Yetmedi yetmedin yetiremedim!

Hani nasıl desem?
uzun bir aşk öyküsü anlatımı tadında
kısa bir şiirdin sen,
bitmedi..."

Karşılıksız da olsa hala onu çok sevdiğimi biliyorum. Çevremde bana değer veren kim varsa "Sevilmediğin halde, neden kendine bu işkenceyi çektiriyorsun hala" sorusunu kendimi dinleyerek buldum;


"Sevgi" evrensel bir kelime olmakla beraber fazlasıyla öznel de bir kavram. Ben aylardır kendimi dinleyerek gerçeğe ulaştığımı biliyorum. Çok acı çektiğimi ve sonuçlarına da katlanmak zorunda olduğumun gayet tabi farkındayım. Ancak kendimi bulduğum insanı, birincisi unutmak kalbime büyük bir haksızlık olacaktır. Çektiğim tüm sıkıntıların boşa gideceği korkusu da değil bu kalbe yapılan haksızlık. Çokça sevdiğim bir abimin de bana zamanında dediği gibi "Herkes sevilir birileri tarafından önemli olan gerçekten sevmeyi bilmektir. En büyük armağandır sevmek birini." Bende bu felsefeden yola çıkarak, kalbimi tamamen açtım kendime. Farkına vardığım şeyse;

Akademik başarım bu dönem çok yüksek olmadığı halde geçtiğim her dersin sevincini yarım yaşadım başta. Anlatacak ve sevincimi paylaşacak insan artık yanımda değildi sonuçta. Yarım kalan yanımı, hayal gücümle tamamlamaya karar verdim bu şekilde. Çoğu kez rüyalarımda paylaştım sevincimi, sonra durup dururken kendi kendime konuşurken buldum kendimi. Önemli olan da buydu zaten, ben onu çok seviyordum ve onun beni sevmesinin hiç bir önemi yoktu o anda.

Sonuç olarak çok acıdır ki sevdiğin insanın tenine uzak kalmak hele ki görsel hafızası canavar gibi çalışan bizlere ve dokunamamak yorar kalbi, hissedememek. Ancak öyle bir ruhu var ki güzel adamın; uzaktan sevmek bile çok özel, güzel. Acısa da kanasa da hepsi içimde çok derinde. İyi ki zamanında beni benden daha çok sevdi ve bana beni verdi. Gün gelir belki baharın en güzel gününde boş bir bankta yeniden kesişir yollarımız, ve o zamana kadar yaşadığı her şeyi saatlerce dinleyebilmek kalır bana da.
Gelecekten sesleniyorum;

Küçücük diye adlandırılan üzüntüleri  büyük acılara dönüştürmeye gençken başlamıştım. Bu da haliyle ruhumu erkenden yaşlandırdı ve ben size gelecekten sesleniyorum.

Arkadaşlıklarım da eskisinden daha iyi artık kimsenin beni yıpratmasına izin vermiyorum. Gelene "merhaba" gidene "eyvallah" diyorum. Tabi değerli olanlar içinde yıkılmamış ruhum kadar "gitme" diyebiliyorum yine.

Sonra acıların kapısı aralanmaya yaklaşınca anlıyorum ki, bu acılar insanın yattığı yatağı bile yabancı kılmaya başlıyor zihinde. Kafalar bir kenara çekiliyor güzelce, algılar son ses açılıyor ve zaman kısalmaya başlıyor birden. Sarılan bir sigara ve içilen zaman 15 dk iken saatler sürüyormuş hissi yaratıyor. Ruh eğlenceye dalıyor uzaklarda.

Bu geceye geri dönüyorum, bir şey var bu gece içimi kemirip duran ve kalbi derinden ezen. Sanki benden uzaklarda ama bir  kadar da bana yakın gerçekleşiyor hayaller. Ruhumun bağı kopuyormuş gibi bir his, aklımı mı kaçırıyorum yoksa ciğerlerimin beni ele vermesi üzerine ölümü bileklerimden ruhuma kadar hissediyorum.

Bu gece uyursam ölecekmişim gibi gözlerimi kapamaktan çok korkuyorum. Korkuyorum ben ve sen yine göremiyorsun, yine de "neden" diye sormak istemiyorum artık. Ruhumu kaybediyorum ve önce bedenime çöküyor karanlık. Hastalığı düşünüyorum, ölümcül olabilmesi gözlerimin içine bir parıltı bırakıyor. Sonuçta bu benim ruhum ve yanlış olan hiç bir şey yoktu ortada. Şimdi alabildiğim nefesler için seviniyorum, alamadıklarım için üzüleceğim zamana girmeden önce.

Doktora yeniden gitmeye de çok korkuyorum, dört duvar arasında öleceğini duymak. Zaten dediğim gibi 20 yaşında ölmüş ruhun bedenden ayrılmasını beklemek bile çok zorken. Madde de bakınca sensiz yaşamak sanki çok kolaymış gibi birde bunların getirdiği yükü sensiz atlatmaya çalışmak.

Sabahları nefes almaya başladığım anı bekleyen canım annemde benden 4 saat uzakta ve ben ne olursa olsun dik durmaya çalışıyorum. Ancak psikoloğuma verdiğim sözü bile tutamıyorum, bir türlü gidemiyorum şu ilaç kokularının arasına.

Kim ne derse desin kendim için gerçek acı eşiğini tattığımı biliyorum, savaşıyorum.Ölmekten değil korkum, benden uzak olsa bile ruhunla aynı şehri paylaştığım gerçeğinden kopmak istemiyorum sadece.