Günleri Karalamak -1

, , 4 comments
"Derin sonunda dayanamayıp, kopardığı papatyalardan bir tanesini kitabının arasına yerleştirdi". 

Kulağına dolan acımalardan yavaş yavaş sıkılmaya başlamıştı. Yüzünü nereye dönse üzerindeki boş ifadesiz gözlerden bir türlü kurtulamıyordu. Annesi ise biricik kızının sonunu yazdığını bildiği için ağlamaktan başka bir şey yapamaz hale gelmişti. Yıllar önce ona arkasını dönenler bile hayatının merkezi olabilmek için sürekli bir yarış içindeydi. Derin ise ölümü, sindire sindire soluyordu. Yaşamaktan vazgeçmek değildi yaptığı, sadece her şeyden ve herkesten uzakta kalma fikri kanına girmişti bir kere. Yazın ortasında üşüyen bedeninin, umarsız çırpınışları arasında telefonu çaldı.

“Nasılsın?” dedi telefonun ucundaki ses.

Aylar önce duyabilmek isterdi bu soruyu ondan, hiçbir neden aramadan en derinden ve en samimi haliyle.

“İyiyim, sen nasılsın?”

“Yarım saat sonra yanındayım, bugün uzun bir gün olacak. Bekle beni... Seni seviyorum.”

Bir zamanlar âşık olduğu ya da Derin’in öyle olduğunu düşündüğü adamın sesiydi bu. Hasta olmadan bir çeyrek terk edildikten bin asır öncesi. İçinde olduğu sahte oyunun sahnelenmesine şimdilik izin veriyordu. Kendi hikâyesi başlamadan önce kestirip atamıyordu.  

“Peki.” Dedi onaylar bir homurtuyla ve telefonu kapatıp, battaniyenin altına geri döndü. “Seni seviyorum” kelimesinin güzelliği ve altındaki maske o kadar yalancıydı ki. Aylar önce duymak istediği sözleri, neden bu halde duyuyordu ki? Anlam vermeye de pek çalışmıyordu zaten.

“Derin! Uyandın mı?”  Eylül’ün sesiydi bu. Can yoldaşı tek arkadaşı, en çokta onu bırakıp gidecek olmak yakıyordu içini. Bu sancılı zamanları unutturamazdı artık ona, çok geçti ve bunun pişmanlığıyla doluydu kalbi.

“Odamdayım, Doruk aradı yoldaymış.”

Koşarak yanına geldi Derin'in, yatağının kenarına oturdu.

“Bu sabah sana kahvaltı hazırlayamayacağım için çok üzgünüm ama başka bir şey istersen getirebilirim.

“Şuan sadece seninle konuşmak istiyorum.” Gözlerindeki hüzün kendini ele vermeye başlamıştı. Dudakların dökülecek cümleleri defalarca duymuş ve ezberlemişti. Hiçbir şey söyleyemiyordu. Derin’in gözlerine bakmaya devam etti ve sustu.

“Tek kelime etme ve beni dinle lütfen. Bu kimse için bir son değil sende biliyorsun ve…”

“Derin yeniden başlama lütfen” diyerek sözünü kesmeye çalıştı. Ancak bu sefer engel olamayacağını biliyordu. Ezberlenen cümleler yerine oturmaya devam etti.

“Anlaşmıştık ama”

“Bu konuda seninle sonsuza dek anlaşamayacağım! Kusuruma bakma, hadi şimdi üstünü değiştir. Her şeyi hazırladım.”  

Eylül odayı hızlı adımlarla terk etmişti. Salona geçtiğinde kendini koltuğa bıraktı ve ağlamaya başladı. Bu istediği Derin için intihardan başka bir şey değildi ve savunması kırılmak üzere olan bir kale gibi beklemeyi sürdüremezdi. Kime nasıl açıklayabilirdi, nasıl müsaade edebilirdi? Onu asla yalnız bırakmamalıydı ve kendine defalarca söz vermişti. Bir yolunu bulana kadar pes etmeyeceğine inanarak ağlamaya devam etti.
Derin yataktan yavaşça kalkarken, midesinin gereksiz bulantısına inat olarak yazdığı şarkıyı mırıldanarak geçmesini umut ediyordu. Aynanın karşısına geçip kendisine baktı.

"Bu ben miyim?"

Rüzgârı hayal etti, tenine değip geçen serinliğini. Tıpkı eskiden olduğu gibi hissedebildiği ne varsa tekrarladığı gibi. Artık üşümüyordu, içini bir sıcaklık kaplamıştı bile. Karşısında âşık olduğu adamın gözleri duruyordu. Bu bir oyundu hala neden böylesine içten duygular ile yanıp tutuşuyordu. Kinci biri de değildi ancak hastalığının yarattığı mide bulantısından daha mide bulandırıcı olan oyunun senaryosuydu. Bu hislerden arınmalıydı artık.

"Kar tanesi hala giyinmemişsin"

Çirkin bulduğu bedenini saklayabilmek için tüm gayretiyle yatağa attı kendini. Bakışları ne zaman tenine değse sevgisi nefrete dönüşmeye bir adım daha yaklaşıyordu. Derin oyununu bitirebilmek için bu sevgiye herkesten daha çok ihtiyaç duyuyordu. Başta tek korkusunun sevgiyi unutmak olacağını sanıyordu ölünce, sonuçta sevecek bir şeyler kalmayacaktı yanında. Tam da o anda bunları düşünürken yüzünde bir gülümseme parladı. Çünkü sevmeyi değil, sevilmeyi bir zorunluluk yapan bu hastalıklı bedenini geride bırakacaktı. Kimsenin haberi olmadan geride kalacaktı her şeyi. Aylardır buna hazırlanıyordu ve başaracaktı.
Hiç bir şey söylemeden yatağın kenarında duran kıyafetlerini üzerine geçirdi. Koltuğun üzerinde duran çantasını alıp eşyalarını toparlamaya başladı. Dudaklarından tek bir kelime bile dökülmüyordu, kalbi deli gibi çarpıyordu.

“Bundan eminim” diye fısıldadı kendine.

Çantasını Doruk aldı ve ayakkabılarını giyene kadar evdeki kimseden ses çıkmadı. Derin kafasını kaldırdı Eylül’ün gözleri ile buluştu gözleri. Onaylayıcı bir baş hareketi ile deli gibi çarpan yüreğine su serpti Eylül.


“İşte başlıyoruz.” 

4 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Teşekkür ediyorum devamı gelecek umarım :))

      Sil
  2. momentos haklıydı işte :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu ettiniz beni gerçekten de çok teşekkür ederim bu güzel değerlendirmen için :))

      Sil