22 Ocak 2017 Pazar

Kusursuz Kusur

"Sakinliğim insanları neden bu denli korkutuyor? Çünkü sevinçleri ve hüzünleri anlatacak kimse bırakmadım içimde."

Büyüklerimiz yanlış söylemiş, acı paylaştıkça çoğalır. Sevinç paylaştıkça azalır. Önemli olan sevdiklerinin mutlu olabildiğini hissedebilmekte. Çünkü acıyı da sevinci de içimizde kendimiz yaratır ve yine kendimiz bitiririz. Ha bitirmek istemeyen birine de kimse aptal diyemez o ayrıdır azizim.

Bende bitirmek istemeden o, bu, şu diye sorgulamayı bıraktım. Tek bir gerçek vardı ortada bitti her şey bir kere ve defterlerin arasına kapandı tüm anılar. Eksikliğim baş etti burada çünkü defterim benim zihnim olmuştu ve ben istemeden kendini açan bir mekanizmaya dönüşmüş. Kapatamıyorum ama yaşamaya çalışıyorum. Kaçamıyorum ama bastırmayı öğreniyorum. Yok saymayı.

Dün yine televizyondaki şömine alevinde bir şeyler görmeye başlamıştım ki her şey alt üst oldu ve ben pencerenin önünde baş aşağı sallanan bir ceset gördüm.
"Artık ona kızgın değilsin?" dimi soruları gelmeye başladı ve ben daha da büyük bir hırsla "Eskisinden daha kızgınım artık" dedim. Gördüklerimin de etkisiyle kalbim sanki göğüs kafesimden taşacak gibi olurken bir yandan sakinleştirilme eylemine de karşılık vermiyordum ki yine anılar bırakmadı peşimi. Sonra düşündüm ve dinledim derin akan konuşmaları;

"Beni istemeyen ve sevmeyen bir insanı Müslüm Baba bile geri getiremez bu gece, bu yüzdendir ki bende senin peşini bırakmalıyım bir şekilde."

Çünkü ben yeniden olabilir dedikçe, senin zaten istemediğin ve bitireli çok olduğunu unutturuyorum kendime.

İçiyorum her gün ve pişman değilim hala gerçekleşebilecek bir ölümü bekliyorum en azından beynim için. Unutmanın en kısa yolunun artık bu olduğunu düşünüyorum ve haklıyım bu yüzden huzurluyum.

Seni hissedemediğim bir zamanı düşünüyorum, hasta olmaktan daha çok yakıyor canımı sadece bunu biliyorum. Sonra soruyorum bu ben miydim, duygularım da yanlış olan neydi? Birini olduğu gibi severken, neden olduğu gibi sevilmez bir insan? Bende bu yüzden elimden geldiğince kaçınılmaz sonu yaklaştırıyorum kendime.

Şimdi en azından başkalarıyla gülerken görmüyorum seni ve canımı acıtan tek şeyin alamadığım nefeslerin yarattığı baş ağrıları olduğunu biliyorum. Sonra Deniz Celiloğlu'nun bir sözü geliyor aklıma kahrolurken;

"Madem beni seviyorsun; benim beynimi de sevmek zorundasın. Eksiklerimi de. Yokluklarımı da. Çirkinliğimi. Pisliğimi de. Beni sevip sonra sevmediklerini benden çıkaramazsın."

Hayatımın ve kalbimin en büyük çatışması sensin. Savaşın ortasında bırakıp beni sıyrıldın. Oysa ne kadar zorluk peşinde olursa olsun ben yine de tek bir sözüne koşarım, geri dönmeni bile beklemeden...

4 yorum:

  1. Aslında bu tür yazılarını yorumlarken çekiniyorum. Mahremine girmiş gibi hissediyorum kendimi. Öyle içten, öyle çıplak yazıyorsun. Gelip "Çok güzel yazmışsın canım, kalemine sağlık." demek dünyanın en saçma olayı oluyor bu durumda. Ama, çok güzel yazmışsın canım bu bir gerçek :) Çok güzel sevmişsin ve çok güzel yazmışsın...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okuman bile benim için büyük bir onur çok teşekkür ederim takibin ve güzel yorumların için sevgi kişisel olduğu kadar evrenseldir ve benim söz hakkım olduğu kadar seninde var bunun tersini düşünmen düşüncelerine saygısızlık olurdu zaten iyi ki yazdın ☺

      Sil
  2. Kaçınılmaz son demeyin bence, efendim. Eğer kaçınılmaz son gelecekse, hislerimizin bir kısmına gelsin.
    Harika yazıyorsunuz, gerçekten. Eğer bir savaş varsa ortada, tebrikler. Çünkü yazarak, çok iyi başa çıkıyorsunuz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim umarım son dediğimiz gaflet bir şekilde hislere ucundan da olsa değmeyi başarır ruha değmeden önce :)

      Sil