13 Ocak 2017 Cuma

On My Way

Saat sabah 5 ve bir damla bile uyku olmayan gözlerim fazlasıyla düşünceli. Bu kadar çok hüzün neden mesela ve bunu en iyi özetleyen alıntı ile;

"Hayatımda dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibi, beni seven ailem, sahip olduklarım, sağlıklı bedenim ve sonsuz hayal gücüm. Ancak her iyiliğin yanına yaratan içime öyle bir acı koymuş ki, karınca ezilse on yıl hüznü geçmez üzerimden."

Büyük bir boşluk zihnim, düşünmeli miyim yoksa çevrem benim yerime bir yaşam belirtisi gösterebilir mi bilmiyorum. Akan su misali hayat geçip gidiyor büyük bir bilinmezlikle. Sonu ne olur diye düşünemiyor bile insan, sadece ağacın toprağa bağlandığı gibi nasiplenmek adına hayata bağlanıyor. Yoksa çok mu umurunda hayatta olup olmamak ya da bu kadar basit mi hayatından vazgeçebilmek. Tek sorun prangalara vurmak ruhunu yaşattığın bedende, ama gel gelelim Cemal Süreya ne demiştir "Özgürlüğün geldiği gün, o gün ölmek yasak." Bir özgürlük peşinde sürüklenip giderken aslında gerçekten öldüğümüzü fark edemiyoruz bile. Sevdiklerin kayboluyor önce ve kendini yalnızlaştırmaya devam ediyorsun. Bir kaçış yok bu odadan, dört duvar arasında kalmışsın sanki koskoca dünyada. 

Uçaklar bile alçak uçuyor sabaha çalan karanlığıyla yıldızlı gecede. Herkes "beni anlamak için çaba harcamadan, kızıyorsun" diye bir ağızdan haykırmaya başlıyor. Oysa bu sözler sarf edilmeden bir kaç saniye beklense, aslında kendilerinin sizi anlamadığı çıkıyor ortaya. 

Sonra sevdiğin insanın en küçük hüznüne senin kalbin parçalanıyor. Oysa o senin hüznünü görmekten kaçarken, başka birinin hüznüne ortak oluyor. Ama ben diyemiyorum ki , duygularına en çok ortak olmak istediğinden kaçarmış insan diye. Sonuç olarak çıkış yolu olmayan bir labirentte tek başımıza kalmış ilerlemeye çabalamaktan başka bir çare gelmiyor...  

Ve yine yeniden "saat sabah beş buçuk müsadenle rock'n roll" 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder