16 Ocak 2017 Pazartesi

Yaşamadın ki Bilesin

"Zaman her şeyi yoluna koyar dendi ancak unutulan bir şey vardı. Kalp çok sevince, uzayan zaman sadece yaraları derinleştirdi ve anılar şimdi daha da acı."

Bugün Hacıosman-Yenikapı metrosuna binmiş eve dönmek için çabalarken bir çılgınlık yapıp hiç bilmediğimiz Vezneciler durağında inmiş bir halde bulduk kendimizi. Sohbet o kadar derinleşmeye başlamıştı ki bunu öğrencilerin vazgeçilmezi olmuş, küçük bir çay ocağında; havanın aziz soğukluğu üzerine sıcak bir çay ile taçlandırmak istedik. Hayat değiştiren kararlar açıklandı, acılar paylaşıldı ve gözler hüzünle dolarken neşeli kahkahalarda eksik olmadı. Beni en derinden etkileyen konuşma ise çok sevdiğim Neslihan ablamın "Kızlar, ne olursa olsun yüzüne bakınca içimi ısıtan, yüzümde güller açtıran bir adamla birlikteyim" demesi oldu. Cümleye noktayı koyduğu anda gözlerim dolmaya başlamıştı bile çünkü "Siz gençsiniz, umarım bir gün sizde bu sevgiyi tadarsınız" demesi fazlasıyla yaralamıştı kalbimi.

Sevdiğim, değer verdiğim insanların mutluluklarını gözlerinden okumak en büyük teselliydi benim için. Çoğu mutluluklarını ya da hüzünlerini benimle paylaşmaya çekinse de bu zamanlar. Dillerinden dökülen her cümle yüreğimde büyük bir etki yaratmaya devam ediyordu.

Gel gelelim "bu kadar yüce bir sevgiyi tatma" işine. Binlerce kez saygı duyduğum bu duyguya sonuna kadar inanarak şunu diyebilirim ki; Ben bu duyguyu 25 Mart 2015 tarihinde belki de milyonlarca insanın yaşadığı ama hala daha beni anlayamayacakları derinlikte tattım. Öyle bir dokusu vardı ki bu hissin yüreğimde ne zaman aklıma gelse, hüzünle karışık şömine alevi kıvamında çıtırtılı bir sevinç yaratıyordu içimde. Tek eksik ben hala daha böyle hissederken, sevdiğim adamın bunlardan bir haber olması. Oysa ki ne mücadeleler atlattık birlikte, sevdiklerimizi karşımıza aldık sadece ellerimiz bir olsun diye. Ne büyük bir acizliktir ki yaşadığım, zamanında beni sevdiğini bildiğim halde kokusunu içime çekemediğim ama yan yana durabildiğimiz zamanları özlemem. Şimdi ise uzatsam ellerimi ona beni görmeden içimden geçip gidecek kadar yok sayıyor beni. Bir yandan da kızamıyorum çünkü hatırlarım birbirimize açılamadan platonik aşıklar gibi gezerken bir kaç dakika bile fazladan yan yana duramazdık çoğu zaman. İçsel bir şey midir, hissedişimiz sanki hiç birlikte olamayacakmışız gibi bunun acısıyla yaşayamayışımız. Benden haz etmediğini sanarken aslında, bir tel saçımın düşüşünü dakikalarca izleyen adama olan tutkum uzaktan. Benim olamayacağını düşünüp defalarca gömmem onu kalbime ama ne zaman görsem pır pır atan yüreğim.

Şimdi elime bir zaman makinesi verseler, seni otobüste ilk gördüğüm ana gidip o tutkuyu yeni baştan yaşamak isterim. Ellerim terlerken, utancımdan tokalaşamadığım günleri bana geri versinler isterim.

Zaman geçtikçe daha iyi olacaksın dediler, oysa dipsiz kuyunun içine düşmek nedir bilemediler. Düşüyorsun ne yere çakılabiliyorsun ne de yeniden gökyüzünü kucaklayabiliyorsun. Eksiksin bir kere çünkü yüzünde güller açtıran, heyecandan ellerini akarsu misali terleten insan senin hayatında yer almak istemiyor yeniden.

Tamam kabul ediyorum, acı çekmeden anlamaz insan ama ben sensizliği hak etmiş miydim gerçekten. Sensizliği tatmak nasıl bir şey ve seni senden daha çok sevmek nedir ? Yaşamadın ki bilesin...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder