Çocukken Şanslı Mıydık?

, , 20 comments

Hayatımın daha çok başlarıydı. Okuma yazmayı öğreneli 4 sene olmuştu ve oyunların içinde zihnimin tereyağı gibi eriyip gittiği yıllardaydım. Çocukken bir şekilde şanslıydık ya da şanslıymış gibi lanse edilirdik ailemiz tarafından. Hobilerin neler bobiler neler bilmediğimiz senelerdi. Üstlerimiz yönlendirir, bizler de savrulup giderdik rüzgarlarında. Her sene okula önemli spor kulüplerinden seçmece insanlar gelir, boyu uzun olan kim varsa "Spora adamalısın kendini çocuğum" diye zorla kolundan tutup götürürlerdi. Sanki spor boy ile orantılı ilerliyormuş gibi bir algı oluştururlardı. Bu yüzden bir çok arkadaşım, çocukluğun da getirisi ile, belki de nefret ederdi benden. Okul hayatımın 5. senesi ve bu senenin bitimi yeni ufuklara açacaktı ruhumu. En azından ben öyle düşünüyordum. Ortaokula geçecektim kocaman birey olma yolunda kocaman bir adım. Oyun oynamayı her zaman sevmiştim, okuma yazma bilmediğim zamanlarda bile babamla oturup "bu ne, ne dedi, ııı neye basıcam şimdi." diye diye oyun oynardım.

Aileler her zaman kızardı biz çocuklara "Bu kadar oyun oynayacağına kitap oku, ders çalış biraz." Bir saniye sakin olur musunuz? Beyin yıkayan çoğu oyunun yanı sıra hayal gücümüzü derin enginliklere dağlayan eserlerde vardı. Ben de oyunların ve okuduğum kitapların yarattığı ütopik hayallerle dünyaya sığamamaya başladım hayatımın 11. senesinde.

Her zaman ki gibi Matematik dersinin bitmesini beklerken, ne dilesem ne dilesem kurtarıcı bir melek girdi sınıfa "Merhaba arkadaşlar, dersinizi bölüyorum ancak küçük bir duyurum var." Sanki dünyalar benim olmuştu. "Bu sene tiyatro kulübümüz siz miniklerle bir oyun sahnelemek istiyor. 5. sınıflardan bir kadro oluşturacağım. Başvurmak isteyenler teneffüste lütfen yanıma gelsin."
Tiyatro işte bu! Kurduğum hayalleri, evde kendi kendime sahnelerken bir şeyler yolunda gidiyordu ve beni bulmuştu. Normalde asla cesaret edemeyeceğim bir düşünceydi bu. Ben ve sahne ne alakaydı ki? Zil çaldı derin bir nefes aldım ve koşa koşa ismimi yazdırmaya gittim. Zaten devlet okuluydu ve tiyatro çok fazla ilgi görmüyordu. Heyecanla okulun bitmesini bekledim tüm gün, akşam eve gidip aileme olanı biteni anlatacaktım. He bir de o zamanlar yönetmen olacağıma inanıyordum, oyunculuğu denesem ne olurdu. Olurdu tabi.

Her şey tamamdı, kadroya alınmıştım dersler başlamıştı. Öğlenciydim o dönemde. Sabah erkenden okula gelip tiyatro derslerine katılmaya başlamıştım. "La, la, la, brrr, brr" garip garip sesler. Hızlı hızlı durmadan tekerleme okumalar. Sahne duruşu, cesaretlendirmeler tam gaz devam ediyordu. Dönemi neredeyse ortalamıştık ve karakter seçimi sırası gelmişti. Önümüzde duran senaryo teker teker herkese okutuluyor, oynatılıyor ve en uygun insana en uygun karakter veriliyordu. Sıra bana geldiğinde "Anlatıcı" rolünü aldığımı öğrendim. Tüm dünyam bir anda yıkılmıştı. Filmlerde olur ya etraf bir anda kararır ve kötü olan ne varsa üstüne çöker. Zihnimde aynen bu sahneyi yaşamıştım. Kimseye belli etmeden her ders çıkışı tuvalette ağladım. Ben belli etmediğimi zannederken beni izleyen tiyatro öğretmenimin farkında değildim. Herkesten daha çok çabaladığımı biliyordum ve "Anlatıcı" olmak yerine "Asi Prensesi" oynamak için yanıp tutuşuyordum. Gözümde ana rol sadece oydu.

Derse erken geldiğim günlerden birinde "Anlatıcı" repliklerime odaklanmışken. "Tatlım, çok mutsuzsun neden?" diye bir ses çınladı omzumun ardından. "Ben.. şey açık söylemek gerekirse baş rolü istiyordum." dedim. Gözlerim dolmaya başlamıştı bile engel olamıyordum. Kısa bir kıkırdama "Sen neden bahsediyorsun?"
"Prenses baş rol ben ise basit bir anlatıcıyım"
"Güzel varsaydığımız yanılgılar vardır anlatıcı. Bu hikaye senin başından geçiyor ve senin hayal dünyanı anlatıyor. Prenses gibi bir yan karakteri nasıl baş role koyarsın." dedi. Başta anlamakta zorlandım nasıl olabilirdi ben, ben baş rol müydüm? İşte o zamanlarda anladım, estetik yargının insanlar üzerindeki yanlış etkisini. Silik olanın aslında göz önünde zorla durmaya çalışanlar olduğunu.


Ütopik hayallerimin gerçeğe dönüştüğü haftalara girmiştim. Artık daha heyecanlıydım, elimden gelenin en iyisini yapmak için çabaladım. Başta demiştim ya çocukken şanslıydık ya da bize öyle anlatılırdı. Ben bu mutluluğu sonuna kadar götürmek isterken. Komik bir şekilde "Tiyatro öğretmeniniz işten alındı. Oyun iptal oldu çocuklar çok üzgünüm" sözleri ikinci kez deprem etkisi yarattı. Daha sonradan öğrendik ki lisanssız çalışmaktan dolayı bir takım cezalandırmalara maruz kalmış.

Merhaba gerçek dünya "Ne yönetmen, ne de tiyatrocu olamayacaksın" çığlıkları gecelerimi süsledi. Bir kapının kapanması, doğru kapının açılmasına neden oluyordur belki de diyerek yazı yazmaya karar verdim ve ilk saçma tıngırtılarımı o dönemde karaladım.

20 yorum:

  1. Hiç bir şey için geç değil hala fırsatın var oyunculuk için

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahnede olmaktansa sahneyi yaratabilmek daha çok ilgimi çekmeye başladı :) Yoksa tabi ki asla geç değil bir şey için

      Sil
  2. Çocukken şanslıydık bence, evet. Çocukken engellerimiz ve sınırlarımız yoktu. Hayatın yokuşları bize işlemiyordu. Bunu bu hale getiren saçma sapan ipe gelmez sistemden ötesi de değil zaten.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle katılıyorum sevgili Melissa, yüklerimiz yük değildi başta. Ancak o zamanlardan beri peşimizden gelmiş bir çok şey ve düzenin içinde bizleri de karmaşaya sürüklemiş.

      Sil
  3. Bol oyun,bol haylazlık zamanları aynı zamanda oldukça üretken ve düşünme şansının da bolluk devriydi. Güya yoksulduk;günde beş karpuz kırar,şu yeşil,bu çakır diye bonkörlük yapardık. Gül fidanları,dut ağaçları,sümbüller,akasyalar,zambaklar,hepsi tanıklık ve aynı zamanda öğretmenlik yapar;işte sahne burası,oyununu oyna derdi... Güzel bir anı;hatta yaşama dair bir dönüşüm döngüsü...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzel anlattınız, kelimeleri kullanmak bu yüzdendir ki çok büyülü, ya kısa ya uzun, insanın hayal gücüne katkıda bulunuyor. Çok teşekkür ederim yorumunuz için :))

      Sil
  4. Oyunun iptal olması kötü olmuş.Hayallerin gerçek olur umarım. Kalemine sağlık 😊

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim sevgili Saadet Sezer :))

      Sil
  5. ""İşte o zamanlarda anladım, estetik yargının insanlar üzerindeki yanlış etkisini. Silik olanın aslında göz önünde zorla durmaya çalışanlar olduğunu."

    Ne çok doğru bu..

    Yazmanızı körüklediyse bu iptal işi,hayırlı olmuş diyelim.

    Uzun bir zamanımda geriye dönüp tüm yazılarınızı okuyacağım.

    Sevgiyle...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. çok teşekkür ederim sevgili aysan :) her zaman beklerim

      Sil
  6. Tiyatroyu bende çok severdim ama dediğin gibi boyla alakalı olarak uzun boylular seçildiğinde bende sinir küpü olarak dolanırdım ortada. Boyum yoksa yok ne yapalım. Bu nedendir sanırım artık spordan hoşlanmıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Boyu olana da kızmayın ne olur ben de ondan çok çektim. :)) Tiyatroya da bir gün gönül koyarız belki daha geç olmadan :)

      Sil
  7. Peki sonra hiç çıktın mı sahneye? Yani bir daha tiyatro imkânı doğdu mu? İlk yorumda "sahnede olmaktansa sahneyi yaratabilmek" demişsin, acaba tiyatro metinleri yazmak anlamına mı geliyor bu söz? Çok soran bir günümdeyim galiba :)) Neşeli sevgilerle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 7. sınıfta böyle bir şansı yakaladım. Ancak fazlasıyla içine kapanık bir çocuk olma yolunda ilerlediğim için yan rolünde yan rolünde kaldım maalesef. Hikaye yazmak, senaryo ortaya çıkarmak karakterlere can vermek evet. Tabi belki de yeniden oynamak için de küçük atılımlarım olabilir tiyatro için:)) Çok teşekkür ediyorum

      Sil
    2. Şu kısım için açıkçası üzüldüm. "...yan rolün de yan rolünde kaldım maalesef." Üzüldüm, yan rolün de yan rolünde kaldın diye değil, bunu "maalesef" diyerek andığın için.

      Tebrik ederim, sahneye çıkmışsın ve bunu 7. sınıfta başarmışsın! Ayrıca haber vermek isterim; güncel anında senaryo yazmak gibi uğraşıların olduğu için ve çocukluğuna dair içinde tiyatro geçen anılarını anlatmandan dolayı, eh 7. sınıfta tiyatro çalışmasında bulunduğunu da eklersek, için epey tozlu, sen de tiyatronun tozunu yutmuşsun ve bir gün seyirci olmanın dışında belki oyuncu, belki yazar, belki sahne arkasındaki görünmeyen ama yokluklarında hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceği teknik insanlardan biri olacaksın. Bunu neredeyse biliyorum :) En azından böyle hissediyorum :))

      Sil
    3. Mesleğim her ne kadar kimya olsa da sanırım gerçekten seçmek istediğim yolu anlattınız. Çok teşekkür ederim bu güzel sözleriniz için. Umarım hepimizin hayalleri bir gün bir şekilde gerçekleşir. İnan bana arka sahnede teknik bir insan olmak bile bana ve hayal dünyama çok şey katacaktır. Buna yürekten inanıyorum ve sizinde o güzel yüreğinize sağlık diyorum :))

      Sil
  8. hımmmm o zaman sen de sahne dekorcusu filan oool hobi olarak yaaap :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neden olmasın büyük bir zevk duyarım :))

      Sil
  9. Güzel bir yazı olmuş başarılar dilerim.

    YanıtlaSil