Charmed

, , 5 comments

Yeni ve güzel bir hikaye yazabilmeyi çok isterdim. Ancak yıllar sonra yeniden boş bir sayfanın karşısına oturmanın heyecanı ile sadece içimden gelenleri kelimelere dökmek istiyorum. 


Aslında içimden ne geldiğini de bilmiyorum. Yıl 2025 ve ben kendi evimde loş ışığın altında tek başıma oturmuş sadece düşüncelere dalabiliyorum. 


Dalabiliyor muyum peki düşüncelere ?


Tabi ki defterlere bir şeyler karalamaya devam ettim bu sürede ve tabi ki kendimden uzaklaştım fazlasıyla. Son 3 senede kim olduğumu unuttum, kendimi unuttuğum derinliklerde aldığım kilolarla yüzeye çıkmaya çalıştım. 


Ve sanırım sonbaharın sonlarına gelirken bunu başardım.

 

Önce derim çatlamaya başladı, acısını hala hissedebildiğim yaralar bıraktı karnımda. Sonra yalnız geçirdiğim her gecenin karanlığında bir kez daha düşündüm, ben ne yapıyordum ? Önce yaşadığım ev yabancılaşmaya başladı, sonra aynanın karşısına geçince kendim. Yapmayı sevdiğim şeyleri neden geride bırakmıştım ki?


8 senedir kalbimde yanmasını bekleyen o ışığı bekledim her gün ve her gün tırnaklarım kanarcasına kazıdım bir umut var mıdır diye. Sonra durup düşündüm, sabahın 5i ve güneş bile doğmamışken tekrar tekrar düşündüm. 


Gece karanlığını bekledim.

O an geldiğinde çok rahatlamıştım, kapıyı kapatıp çıkarken çok rahatlamıştım. Kendi kendime ama kendime kurmadığım o hayatın kapısını kaparken.

 

8 senede kaybolan hislerimin ve her şeyin üstüne 1 sene bekledim.

Bir ara yine kandım ama kendimi asla suçlamadım. Peşinden de gitmedim o tepelerin ardındaki yollardan yürümeye çalışanların ve 354 gündür hiç ağlamadım.


Sonra o şarkıyı buldum "Charmed". Artık ne olursa olsun dinlemeye hazır hissettiğim, belki sadece bir hayal belki de gerçekleşmesini dilediğim günler gibi. Bir yerlerde olabileceğini unuttuğum ya da reddettiğim. Şimdi ayağa kalktım ve yürümeye başladım, bu seferki zorla kendimi inandırmaya çalıştığım türden bir yolculuk değil. 


Sonucu ne olursa olsun daha farklı gülümseten ve yeniden kendime inanmamı sağlayan. Sonuçta kalktım artık ve yürüyorum, bazen tökezlesem de..

5 yorum:

  1. Yazdıklarını okudum.
    Aslında bir metin değil, bir gecenin içine düşmek gibi.

    Loş ışık demişsin.
    Bazı insanlar hep orada yaşar.
    Ne tam aydınlıkta, ne de tamamen karanlıkta.
    İnsanın kendine bile yaklaşamadığı bir aralıkta.

    “Kendimi unuttum” diyorsun.
    İnsan kendini kolay kolay unutmaz.
    Daha çok, hatırlamaktan yorulur.

    8 yıl boyunca bir ışık beklediğini yazmışsın.
    Ama bazı şeyler beklenmez.
    Yakılır.
    Yakılmadıysa, ya korkudan ya da karanlık daha tanıdık geldiği içindir.

    Düşünmekten bahsetmişsin.
    Bazı geceler insan düşünmez.
    Sadece aynı yerin etrafında döner.
    Ve buna düşünmek der.

    Kapıyı kapatıp çıktığın anı anlatmışsın.
    Rahatladığını söylemişsin.
    İnsan bazen bir kapıyı kapatırken değil,
    içeride kalmaya devam etme ihtimali bittiğinde rahatlar.

    354 gündür ağlamamışsın.
    Bazı insanlar ağlamaz.
    Çünkü hissetmek,
    en son vazgeçtikleri şey olur.

    Bir şarkıya tutunmuşsun.
    İyi.
    İnsan bazen kendini bir melodinin içine saklar.
    Kendi sesine katlanamadığında.

    Şimdi yürüdüğünü söylüyorsun.
    Yürü.

    Ama bazı yollar vardır;
    ilerlemez.
    Sadece insanı, başladığı yerden biraz daha uzağa bırakır.

    Ve bazen…
    en uzun mesafe
    iki insan arasında değil,
    bir insanın kendisiyle arasındadır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. “Kendimi unuttum” diyorsun.
      İnsan kendini kolay kolay unutmaz.
      Daha çok, hatırlamaktan yorulur.
      *
      İnsanın kendisiyle yüzleşmesi bu hayattaki en zor yolculuğudur. Bu yüzden dediğin gibi o bazı yollardaki işaretleri doğru okumazsa ilerlemez. Sadece bir kaç adım daha ileri gidip yeniden düşmekte insanın kedisiyle arasında olandır.

      Sil
  2. İnsan yüzleşmekten kaçtığı için değil, bazen fazla yüzleştiği için ilerleyemiyor.
    Aynı işaretleri tekrar tekrar görmek, yolu değil insanı tüketiyor.
    O yüzden düşmek bile değil mesele…
    Hep aynı yerden kalkmak.

    YanıtlaSil
  3. Ben bir alışkanlığım.
    Sen, bırakılmayan bir zehir.

    Adını koyamadığım bir bağımlılık bu.
    Ne tanrı diyebiliyorum sana
    ne de insan.

    Sadece…
    her gün biraz daha içime karışıyorsun.

    İlk yudumda yakıyorsun,
    sonrasında vazgeçemiyorum.
    Damak değil, hafıza meselesi bu.
    Tadı unutulmuyor.

    Sana yaklaşmak
    iyileşmek gibi değil,
    daha derine batmak gibi.

    Her gece “yarın yok” diyorum,
    sabah yine senden başlıyorum.

    Doktoru yok bunun,
    ilacı yok.
    Sadece doz var.

    Ve ben
    ölçüyü çoktan kaçırdım.

    Seni azaltmaya çalıştım,
    başaramadım.
    Yerine hiçbir şey koyamadım.

    Çünkü sen
    eksikliğiyle de var olan bir şeysin.

    Yokluğun bile
    bir tür varlık gibi.

    Benim payıma düşen bu:
    yavaş yavaş sana dönüşmek.

    Ve itiraf edeyim,
    iyileşmek istemiyorum.

    YanıtlaSil