Tren yolculuklarını seviyorum. Bomboş tarlaların ardından yükselen o karlı tepeleri seyretmeyi...
Sanırım hüzünlü olmayı da seviyorum; insanlığın peşini asla bırakmayan o geçmiş hissi. Bir anda gelen o boşluk ve çaresizlik... Çünkü artık cevap arayacak kadar güçlü hissetmiyorum kendimi. Bugün ağlamak istiyorum ama yine başaramıyorum. Nedenini sorsan, ben de bilmiyorum. Belki de sadece güçlü gözükmeye çalıştığım için gerçekten güçlü hissedemiyorum. Ya da belki de dışarıdan hiç bir zaman öyle gözükmüyorumdur.
Bu halimi sadece yalnızken seviyorum ama dur bir saniye; zaten yalnız olduğumu da bazen unutuyorum.
Kimilerinin deyişiyle kocaman bir şehirdeyim...
Doğup büyüdüğüm, okuduğum ve defalarca sevildiğimi sandığım o şehirde. Yağmurlarında ıslandığım, güneşinde ısındığım sokaklarda. Ne sağım dolu ne de solum. Sadece pencerenin camından içeri sızan ışıklar ve belki de benimle aynı hisleri paylaşan o tanımadığım insanlar var. Bir de gülmeyi bıraktığım an bana bağıranlar...
Çoğu zaman sadece küçük kedim ve ben varız. Ya o da beni bu şehirde tek başıma bırakıp giderse?
Sanki herkesin hâlâ üzüldüğü, insanları varmış gibi geliyor bana.
Hayır bu tam bir boşluk hali. Bugün bunu anladım ve en çok da buna üzülüyorum. Zaten anlatsam da dinlemek isteyecek birileri olmayacak; biliyorum.
İşte bu yüzden sessizliğim, hayal kırıklığından korunmak için saklandığım en güvenli köşem. Sanırım o sessizlik çekiliyor bu gece içime. Çünkü kimsenin duymayacağı bir çığlığı boşluğa atmaktansa, hiç konuşmamak daha çok doluyor ciğerlerime.
Sadece gülümsüyorum, gülümsemezsem ne yaparım bilmiyorum.
En kötüsü de sana kalabalıkta yalnız olmaktansa yapayalnız olmayı sevdirecek anılar bırakan insanların olması. Bu yüzden bu halimi en çok yalnızken seviyorum.
Tabi bazen de yalnız olduğumu unutmak mı, yoksa o tren yolculuğundaki karlı tepeler mi beni daha çok üşütüyor; işte onu bilemiyorum.


0 yorum:
Yorum Gönder