16 Aralık 2016 Cuma

Bir Avuç Şeker

Yalnız başıma yürürken, küçük bir kız yanaştı bugün yanıma. Buz gibi havada yırtık pırtık kazağının üzerine, ısınmasına engel olan ince pembe bir montu vardı küçük kızın. Darmadağın olmuş saçlarının arasında pırıl pırıl bir yüzü vardı aslında. Cennet gibi bakıyordu gözleri, mutsuzlukların içinde fazlasıyla eğleniyor gibiydi. Bir elinde satıp, belki de kendine bir ekmek alıp karnını doyurabilmek için, tuttuğu mendilleri vardı. Diğer elinde ise minicik avucuna binlercesini dökmek istediğim şekerlerden ancak iki tanesini tutuyordu. Montumun kenarından çekiştirdi beni "Ablacım bir mendil alır mısın ?" dedi akan burnunu eliyle silmeye çalışırken. 

İçimden onu kucaklayıp sarılmak geldi başta, sonra elimde ne kadar para kaldıysa bakıp kalın bir kazak ve mont almalıydım ona. Yanımda durmaya devam ederken, göz ucuyla cüzdanımı karıştırdım. Ancak onu bu sıkıntılarından kurtarmaya yetecek hiç bir şey kalmamıştı. Şarkılar söyleyerek etrafımda dönmeye devam etti, montunu kollarıyla yana doğru açarak balerin gibi dans ediyordu güzel gözlüm. Saniyeler içinde onu bu hale getiren her şeye isyan ettim, onun yeri yol kenarında donarken mendil satmak değildi. Onun yeri sıcacık sınıfında, sıcacık evinde çocukluğunu doyasıya yaşamaktı. Bense elim kolum bağlı kalmış bir şekilde onu izlemeye devam ettim sadece. Durduğumuz kaldırıma çöküp oturdu birden, insanların umursamaz gözlerinin ardında gülümsemeye devam ediyordu. Bende kulaklığımı çıkartıp yanına oturdum. 



"Metrobüs geldi binmeyecek misin abla ?" dedi. Kafamı iki yana salladım "Canım sıkıldı, seninle oturmak istedim. İzin verir misin böyle bir şeye" dedim gülümseyerek. "Hava çok soğuk nerelere gidecen sen oturma buralarda" dedi küçük elleriyle kolumu tutarak. "Ben üşümem ama sen benden daha çok üşürsün asıl sen neden buralarda duruyorsun ?" diye sordum. "Yok ben üşümem, kardeşim küçük karnı çok aç bende bir şeyler almak için mendil satıyorum. Bak işte burda almayacak mısın?" dedi. Elimi cebime götürüp kalan son kağıt paramı ona uzattım. "Alacağım tabi ki hava soğuk belki burnum akar" dedim. Gözlerindeki heyecan o kadar derinleşmişti ki, ellerimle saçını okşadım dayanamayıp. 

"Sen okula mı gidiyorsun?" dedi. "Okuldan çıktım şimdi" dedim bende. Ah güzel çocuk keşke seni de elinden tutup götürebilseydim. "Ama mutsuz gözüküyorsun, derslerin kötü mü geçti yoksa?" dedi. "Hayır okul güzeldir, derslerim de güzel geçiyor. Sen gitmiyor musun?" diye sordum cevabın "hayır" olmasından korkarak. "Gidiyordum, okumayı biliyorum. Bak, sel-pak, yazıyor" dedi elleriyle alkış tutarak. Okul konusunda konuşmak istemediği belliydi, itelemek isterdim ama canını sıkmaktan çekindiğim için vazgeçtim. Sessizce geçirdiğimiz bir kaç saniye içinde avucunda tuttuğu şekerleri bana uzatarak "üzülme bak şekerim var, sana veriyim şeker beni hep gülümsetir." dedi. "Eğer seni mutlu ediyorsa, sende kalsın bence" dedim. Israrla elimin içine tutuşturdu şekerleri. "Dur bakalım, o zaman bir sana birde bana paylaşalım" dedim ikinci şekeri ona uzatarak. "Tamam" dedi titreyen elleriyle şekeri açmaya çalışırken. O an aklıma geçen sene taksim de küçük bir kıza yemek aldığımız, karşılığında bize su verdiği gün geldi yine gözlerim dolmaya başlamıştı. "Ama sen neden ağladın ki, bak mendil aldın" diyerek elimde durak paketi kapıp içinden bir mendil uzattı bana.  




"Sen yalnız mısın burada, ben ne zaman üzülsem anneme sarılırım" dedi. "Annem uzakta benim, babamla yaşıyorum burada" dedim. Bir anda küçücük yüreği en büyük dert ortağım olmuştu. "Arkadaşların mı yok yoksa, ne zaman senin gibi güzel ablalar görsem hep arkadaşlarıyla gelirler buraya" dedi bilmiş bir tavırla elini beline koyarak. "Hayır arkadaşlarım var, ama ben bugün seninle oturmak istedim" dedim gülümseyerek. "Benimde arkadaşlarım var, bak şurada oturuyorlar" dedi. Kafamı çevirip baktım, küçük kızdan farksızdı hepsi de bir dünya masumiyetin altında tir tir titreyen bedenleriyle oturuyorlardı. Önümüzden belki de 10 tane metrobüs geçmişti biz sohbet ederken biranda korkuyla kulağına eğilip. "verdiğim parayı kendin için kullan sakın senden büyük kimselere verme" dedim. "hayır vermem, kardeşime de şeker alacağım o da çok seviyor bu şekerleri" dedi parayı tekrar çıkarıp sallayarak. "O zaman ben şimdi gidiyorum, sende kendine çok iyi bak lütfen tamam mı?" dedim son kez yanağını sıkmıştım. "Çok teşekkür ederim, sende ne zaman ağlarsan verdiğim mendili kullan seni üzen şeyleri saklarsın içinde" dedi.

Bırakıp gitmeye kıyamadan hüzünle kalktım yanından. Ah güzel çocuk umarım gün gelir ve ben bir gün seni yeniden bulurum. Bulduğum gün sana istediğin her şeyi verebilecek durumda olurum. Bundan sonra da bütün hüzünlerimi bu pakette saklarım senin için... 

Bu yüzdendir ki güzel insanlardan kopamayışım, bu yüzdendir ki güzel insanları unutamadan arkalarından acı çekişim. Kalbim inanıyor ya değer verdiğim her güzel insan bir gün yeniden hayatımın bir parçası olmaya devam edecek...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder