23 Aralık 2016 Cuma

Uçurum

"Ah, sevilmiş olduğunu bilmenin o ilahi mutluluğu her acıyı nasıl da tatlı kılıyordu!"
Ne zaman uçurumun kenarında yürüdüğünü düşünürseniz, o zaman sevdiğinize koşun sizden ne kadar uzak olursa olsun. Hiç bir şey söylemeden sadece gözlerinin içine bakın 1 sn bile olsa.

İşte bana da umudu veren tek şey gözlerindeki ışığı görebilmek. Kimseye anlatamadığım bir çok şeyi o 1 sn içinde, sana belki de defalarca anlatabiliyor olmak.

Aylardır unuttuğum heyecan duygusunu sığdırabildiğim tek anımsın şuan ve ben buna kapılmaya bayılıyorum. Ne kadar inanmayacak olsan da içimde bir şeyleri değiştirebilecek gücü bulabilmiş ve bulmaya devam edebilecek bir insanım. Biliyorum herkes bu söylediğime güler belki de ama mutsuz olmamın güçsüz olduğum anlamına gelmeyeceğini de bir tek sevdiğim bilir.

Aylar önce çok sevdiğim bir abim "Ondan önce de bir hayatın vardı ondan sonra da neden olmasın. Ama olmuyor değil mi ben senin içini gördüm. Ancak sakın unutma ki giden değil her zaman sevmeye devam eden büyüktür." demişti.

Sadece benim gördüklerimi bazen insanlar göremeyince üzülüyorum. Belki de gerçekten inatçıyım ve sevmediğine inanmamaya da devam edeceğim.

Sevgi var olduğu sürece umutta var olmaya devam edecek. Bunu da en son dinlediğim bir dedenin ağzından hüzünle yazarak kanıtlayacağım.

"Şerife'yi çok severdim çocuklar, ağacın toprağa bağlandığı gibi, kuşların gökyüzüne duyduğu heyecan gibi. O da beni çok severdi benden öte. Zamanında pişmanlık duymadan gittim ben ondan başka yerlere. Her gün çokça özledim, geri dönüp bir kere bile bakamadım. Çokça korktum, mutlu edememekten vesselam. Ben mutsuzken onu mutlu edememekten ve kaçtım ondan uzaklara. Yıllar sonra şans eseri gördüm yeniden aşkımı, ilk gördüğümden daha çok yakmıştı içimi. Acaba evlenmiş miydi çocukları olmuş muydu diye sayıkladım defalarca içimden. Yanına gidip bir merhaba bile diyemedim. Çok sevmiştim çocuklar çok. Benim gibi çulsuz adamı ne yapacaktı sonuçta korkmuştum. Bir kaç ay sonra yeniden gördüm ay yüzlümü önümde duruyordu. Cesaret edip konuştum. Benden sonra evlenmemişti, kimseyi sevmemişti. Mutlu mu olmalıydım o an yoksa kendime lanet mi etmeliydim hayatını mahvettiğim için bilemedim. Konuştuk, değiştim onun için. Kendim oldum ancak fazlaca doğru yolu bulmaya ittik kendimizi. Eksiklerimizi, yanlışlarımızı ve doğrularımızı beraber doldurduk. Evlendik biz çocuklar, bütün yanlışlara rağmen doğru yolu beraber bularak evlendik. Çok mutluyduk 3 yıl geçmişti üzerinden, çocuğumuz olmadı bir türlü. Şerife çok üzülüyordu, bense onu yeniden kaybetmekten korktuğum için her şeyi yapıyordum mutlu olalım diye. Fazlaca içine kapandı, 1 yıl sonra kanser olduğunu öğrendik dünyam başıma yıkılmıştı çocuklar. İyileşmesi için elimizde olanı olmayanı döktük ortaya. Her sabah aynı aşkla bakıyordu bana yine de iyileşeceğim diyordu. Bundan yaklaşık 6 ay sonra "Gitmene ben neden olduğum için zamanında özür dilerim sevgilim. Doya doya geçiremediğimiz yıllar için özür dilerim." dedi ve onu kaybettim o gün. Hata aslında kimsede değildi bu dünya da hatayı kalplerimiz yaratıyordu ve bunu çözebilmek için uğraşmıyorduk. Kilitlendiği noktada, zamanında benim de yaptığım gibi kaçıyorduk. Ben şuan 68 yaşındayım çocuklar ve sevdiklerinizi her gün sanki son gününüzmüş gibi sevmeyi asla unutmayın. 30 yıl bu acı hiç geçmiyor "ya onu yeniden göremeseydim" diyerek."

Umut ne olursa olsun vardı böylesine kaybetmeden önce...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder